Konukçu, 2021 yılında başlayan kayyım rektör atamalarıyla birlikte Boğaziçi Üniversitesi’nin sistematik baskı, tasfiye ve dönüşüm sürecine maruz bırakıldığını belirtti. Üniversitenin anayasal güvence altındaki akademik özerkliğinin ve ifade özgürlüğünün fiilen ortadan kaldırıldığını vurgulayan Konukçu, kayyım Rektör Naci İnci döneminde çok sayıda öğretim üyesinin görevden alındığını, akademik kadroların keyfi biçimde değiştirildiğini ve demokratik protestoların disiplin cezalarıyla bastırıldığını söyledi.
Son olarak, Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinden Prof. Dr. Tuna Tuğcu hakkında, kampüs içinde özel bir işletmeye kiralanan kafe alanında öğrencilere ücretsiz kahve dağıttığı gerekçesiyle soruşturma başlatıldığını hatırlatan Konukçu, bu durumu “akademik dayanışmanın suç ilan edilmesi” olarak nitelendirdi.
Konukçu’nun Cumhurbaşkanlığı’na yönelttiği sorular arasında şu başlıklar öne çıktı:
Prof. Dr. Tuna Tuğcu hakkında açılan soruşturmanın gerekçesi ve yasal dayanağı nedir?
Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde özel işletmelere kiralanmış kaç alan bulunmaktadır?
Ücretsiz kahve dağıtımı gibi basit bir dayanışma eylemi, özel şirketlerin çıkarları gerekçe gösterilerek nasıl suç sayılmaktadır?
Kayyım rektörlük sürecinde kaç akademisyen görevden alınmış, görev yeri değiştirilmiş ya da soruşturmalara maruz kalmıştır?
Üniversite bileşenlerinin seçme-seçilme iradesi yok sayılırken Cumhurbaşkanlığı herhangi bir denetim mekanizması işletmekte midir?
Kamu üniversitelerinin siyasi kadrolar eliyle kontrol altına alınması, akademik özgürlüğü ve bilimselliği tehdit etmiyor mu?
Konukçu, Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşananların yalnızca bu kurumla sınırlı olmadığını, Türkiye’deki tüm üniversitelerin otoriter ve piyasa merkezli müdahalelerle karşı karşıya bırakıldığını ifade ederek, “Akademik dayanışma suç ilan ediliyor, üniversite değerleri yok sayılıyor” dedi.
İlyas GÜR
Editör
















