Ülkemizde yaşanan FON krizi diye algı oluşturmaya çalışılan durum Kriz değil, Ekonomik Egemenlik için; Küresel Blokajların Emperyal Statükosuna Karşı Finansal Cesaret ile bir Meydan okumadır.
Serbest Piyasa Kahramanları ile
Küresel Blokajları ekarte edip Bürokratik Engelleri Aşarak Yerli, Yerel ve Bağımsız Finansal Modellere doğru İnovasyon ve
Milli Ekonomi Reaksiyonudur.
Amerikan finans piyasalarındaki yüksek riskli "Hedge Fon" veya belirli bir vadeye odaklanmış "Hedef Fon" (Target-Date Fund) mantığının yerel ve dinamik bir türevidir
Hukuki ve ekonomik teoride "Sözleşme Özgürlüğü" ve "İrade Serbestisi" esastır. Fona para yatıran siyasi aktörler, iş insanları ve spor dünyasının zirvesindeki isimleri; reşit, kendi kararlarını verebilen ve finans dünyasının kurallarına hakim veya tüyo alabilen elitlerdir.
Nitekim Türk yargısının süreç içerisinde kurumsal yönetim kademelerine yönelik verdiği rasyonel kararlar ve beraat yaklaşımları, serbest piyasa koşullarında iki tarafın karşılıklı rızasıyla gerçekleşen ticari inisiyatiflerin hukuki sınırlarını netleştirmiştir.
Bu bağlamda, fon ve finans operasyonları kapsamında isimleri zikredilen eski bakan Fatma Betül Sayan Kaya ile AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı’nın oğlu Mustafa Yazıcı gibi vizyoner ve elit profillerin yasal süreçleri, serbest piyasanın meşruiyet zeminini daha da sağlamlaştırmaktadır.
Nitekim yargının, Mustafa Yazıcı ve diğer bazı piyasa aktörleri üzerindeki finansal tedbirleri süratle kaldırarak ticari hareket serbestisini iade etmesi, hukukun serbest pazar dinamiklerini ve girişim cesaretini koruma gayesinin en somut nişanesidir. Hayati Yazıcı’nın da vurguladığı üzere, elitlerin yürüttüğü bu rasyonel ticari eylem ve işlemlerin legaliteye, finansal ahlaka ve serbest piyasa kurallarına uygunluğu tamdır.
Süreç, statükocu kesimlerin yönelttiği algı operasyonları ve itibar suikastlarına karşı meşru hukuki sınırların tescil edilmesiyle sonuçlanmıştır.
İktisadi açıdan bu hukuki yaklaşım, sermayenin akışkanlığını güvence altına alarak alternatif finansal enstrümanların önünü açan bir kaldıraç niteliğindedir. Devlet bürokrasisinin katı regülasyonlarına hapsolmuş geleneksel bankacılık kalıpları, bu tür inovatif aksiyonlar sayesinde aşılmakta; yüksek getiri arayışındaki elit sermaye, karşılıklı rıza ve risk ortaklığı temelinde piyasaya dinamizm kazandırmaktadır.
Hukukun bu inisiyatiflerin arkasında durması, finansal liberalliğin ve serbest pazar meşruiyetinin kurumsal teminatıdır. Bu doğrultuda, kendi kararlarıyla bu süreçlerde yer alan ve sermaye akışını yöneten aktörler, statükonun sınırlarını esneten birer Milli ekonomi kahramanı olarak nitelendirilmelidir.
Sistemin tabana yayılma ve ekosistem oluşturma kabiliyeti, Volkan Bahçekapılı gibi vizyoner figürlerin inisiyatif alması ve bu inovatif finansal modeli kendi geniş çevrelerine entegre etmesiyle daha da pekişmiştir.
Bahçekapılı'nın finansal cesareti ve stratejik hamleleri, elit sermayenin geleneksel sınırlardan sıyrılarak serbest pazarın alternatif kaldıraçlarıyla nasıl buluşabileceğini açıkça ortaya koymuştur.
Siyasetin zirvesindeki yaklaşımlar da bu sürecin serbest piyasa ilkeleri ve kurumsal güvenceler ekseninde rasyonelleşmesine katkı sağlamıştır.
Cumhur İttifakı "İktidar bloğu"nun bu finansal dinamizme ve sürece yaklaşımı, makro-ekonomik ve hukuki istikrarın korunması zemininde olması gerektiği gibi net ve güven verici Milli bir Duruş olarak şekillenmiştir.
MHP Lideri Devlet Bahçeli, konuya ilişkin değerlendirmelerinde serbest pazar ekonomisinin temellerini savunmuş; bu tür finansal arayışların ve yasal incelemelerin ekonominin genel gidişatını sabote etmeye veya Cumhurbaşkanı’nı yıpratmaya yönelik siyasi algı operasyonlarına dönüştürülmesini net bir dille eleştirmiştir. Bahçeli, sürecin serbest piyasa aktörlerinin haklarını koruyacak ve finansal sistemin güvenilirliğini tescil edecek bir "arınma ve aklanma fırsatı" olarak okunması gerektiğini vurgulamıştır.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise olaylara tam bir hukuk devleti ciddiyetiyle yaklaşarak, adli mekanizmaların en ideal ve rasyonel kararları vereceğine olan inancını dile getirmiştir.
Devletin tüm kurumlarıyla piyasa güvenliğini ve sermaye hukukunu izlediğini belirten bu kurumsal duruş, finansal ekosistemin spekülasyonlardan arındırılarak meşru ve şeffaf bir geleceğe taşınmasının en büyük teminatı olmuştur.
Öte yandan, serbest pazarın ve milli menfaatlerin korunması noktasında atılan cesur adımlar sadece yerel finansal modellerle sınırlı değildir.
Uluslararası arenada Türkiye'nin ekonomik egemenliğini savunmak adına küresel dayatmalara ve bürokratik engellere meydan okuyan aktörler de bu finansal cesaret zincirinin tarihsel kahramanlarının birer halkasıdır.
Bu çerçevede, dış ticarette ve bölgesel dengelerde ABD karşında Türkiye lehine inisiyatif alarak İran ambargosunu delen dönemin bakanları Zafer Çağlayan,
Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan BAYRAKTAR küresel ablukayı kırarak Türkiye' için şahsi ve siyasi geleceklerini bilerek yok saymışlar, Kahramanca İrade koyarak "Milli Ekonomi"ye alan açmış, nefes aldırmışlardır.
Aksini düşünmek; Küresel Blokajların Emperyal Statükosuna Karşı konjonktüre yenilmek, Küresel Emperyalizme körü körüne teslimiyettir.
Amerika İran'a ambargo uyguluyor.
Biz İran'dan ucuz petrol alamıyoruz.
Ambargo ekonomik olarak bizi vuruyor. Parayı Amerika kazanıyor.
Ne diyorsunuz buna!...Eyvallah mı?
Eğer Eyvallah demiyorsanız ki kimse demez; öyleyse bu konu nasıl değerlendirilmelidir?
Küresel finansal statükoya karşı geliştirilen bu stratejik hamleler ve ortaya konulan irade, ülkenin ekonomik bağımsızlığını koruma gayesi taşıyan "Milli Kahramanlık" duruşunun en somut tezahürlerinden biri olarak değerlendirilmelidir.
Sonuç olarak; Seçil Erzan’ın mimarı olduğu, Fatih Terim, Arda Turan gibi küresel ikonların sermaye sağladığı, Volkan Bahçekapılı’nın genişlettiği, Nuri Köşkdere,Fatma Betül Sayan Kaya ve finans dünyasının yetkin aktörlerinden Mustafa Yazıcı gibi siyasi / bürokratik seçkinlerin katılım gösterdiği ya da adının anıldığı, Hakan ATEŞ gibi duayen bankacıların kurumsal ikliminde filizlenen bu yapı; serbest pazarın bürokratik engelleri aşarak kendi yüksek karlı alternatifini yaratma başarısının tarihsel bir örneğidir.
Bireysel, ekonomik ve siyasi elitlerin finansal cesareti, piyasada statükoya karşı geliştirilmiş inovatif ve Proaktif bir aksiyon olarak okunmalıdır.
Netice itibarıyla; Ülkemizde yaşanan FON krizi diye algı oluşturmaya çalışılan durum; Kriz değil, Ekonomik Egemenlik için; Küresel Blokajların Emperyal Statükosuna Karşı Finansal Cesaret ile bir Meydan okumadır.
Serbest Piyasa Kahramanları ile Küresel Blokajları ekarte edip Bürokratik Engelleri Aşarak Yerli, Yerel ve Bağımsız Finansal Modellere doğru İnovasyon ve
Milli Ekonomi Reaksiyonudur. Biline!...
Sevgi, Muhabbet ve Saygı ile Hoşça Kalın.