Türkiye, tarihi boyunca defalarca kuşatma gördü. Haçlı ordularının hücumlarından Moğol istilasına, İngiliz oyunlarından emperyalist planlara kadar her cephede sınandı. Ama bu millet, her zaman yiğitçe direndi.
Fakat bugün karşımızda öyle bir tablo var ki, düşman artık ne tankla ne tüfekle geliyor. Düşman, “barış” diye süslenmiş masalarda, “kardeşlik” diye cilalanmış projelerde saklanıyor.
Adına bakınca kulağa hoş geliyor: Milli Birlik ve Kardeşlik Komisyonu.
Ne kadar millî, ne kadar kardeşçe… Öyle mi gerçekten?
Henüz kurulurken alınan karar bile bu oyunun iç yüzünü gösteriyor: 10 yıl boyunca tutanaklar halka açıklanmayacak. İçeride konuşulanlar asla duyurulmayacak.
Burada bir an duralım.
Demokrasilerde, milletin kaderini belirleyen görüşmelerin gizlenmesi ne anlama gelir?
Cumhuriyetlerde, halktan saklanan kararların amacı ne olabilir?
Bu milletin geleceğini ilgilendiren konular neden kapalı kapılar ardında konuşulur?
Cevap acı ama açık: Çünkü bu komisyonun muhatabı Türk milleti değil; masanın görünmeyen ucunda oturan PKK’nın elebaşıdır.
Tarihten biliyoruz:
PKK’nın elebaşı ne diyorsa, bu tür komisyonlardan o çıkar.
PKK’nın elebaşı ne istiyorsa, bu masalarda o konuşulur.
PKK’nın elebaşı ne hayal ediyorsa, bu projeler o hayali gerçekleştirmeye çalışır.
Ve ne gariptir ki, bütün bunlar “barış” adı altında pazarlanır.
Ama biz biliyoruz:
Bu barış değil; teslimiyet projesidir.
Bu kardeşlik değil; milletin bağrına saplan hançerdir.
Gizli Tutulan Gerçekler
10 yıl boyunca sızmayacak denilen tutanaklar, aslında 10 yıl boyunca milletin iradesinden kaçırılan gerçeğin adıdır. O tutanaklarda ne var?
Terör örgütüne af mı?
Bölgesel özerklik mi?
“Demokratik özerklik” kılıfı altında federasyon mu?
Türk ordusunun terör bölgelerinden çekilmesi mi?
Bunlar milletin duymaması gereken konular değil; milletin önünde konuşulması gereken konulardır. Çünkü bu topraklar, gizli mutabakatlarla değil, şehit kanıyla korunmuştu
Tarihten Ders Alınmalı
Unutmayalım; tarihte ne zaman milletin iradesi bypass edilmeye çalışılmışsa sonuç felaket olmuştur.
1920’de Sevr Anlaşması’na imza atanlar, “barış” dediler ama vatana ihanet ettiler.
1990’larda Oslo’da yapılan gizli görüşmeler, teröre cesaret verdi.
Bugün aynı senaryo, yeni isimler ve yeni kılıflarla karşımıza çıkarılıyor.
Bu millet, 100 yıl önce Sevr’i yırtıp attıysa, bugün de “gizli tutanaklarla” dayatılan planları yırtıp ata
Sessizlik İhanettir
Bugün susarsak, yarın çocuklarımız bize hesap sorar:
“Vatan masada satılırken siz ne yaptınız?”
O gün vereceğimiz cevap ya başımızı öne eğdirecek ya da dimdik tutacak.
Biz dimdik durmayı seçmeliyiz.
Devletin otoritesini kırmaya çalışan, terörü meşrulaştıran, milli kimliğimizi törpüleyen hiçbir projeye sessiz kalamayız.
Barış ancak terörün kökü kazındığında gelir. Kardeşlik ancak şehit kanının hesabı sorulduğunda yeşerir.
Milli Uyarı
Buradan herkes duysun:
Vatan pazarlık masasında satılamaz!
Milletin kaderi gizli tutanaklarda yazılamaz!
Terörle müzakere olmaz!
Bu topraklarda ancak gerçek Milli Birlik olur, ancak terörün kökü kazındığında gerçek kardeşlik olur.
Türk milleti, bin yıl önce Malazgirt’te, yüz yıl önce Sakarya’da, on yıl önce 15 Temmuz’da nasıl dimdik durduysa; bugün de aynı iradeyle dimdik duracaktır.
Çünkü biz biliriz ki; bu vatan, masa başı oyunlarının değil; milletin alın terinin ve şehit kanının eseridir.