Karadeniz’in dağlarını süsleyen çay bahçeleri, sadece bir tarım alanı değildir. O yamaçlarda yılların emeği, alın teri, sabrı ve hayat mücadelesi vardır. Sabahın ilk ışıklarıyla başlayan çay mesaisi, yağmur çamur demeden akşama kadar sürer. Çay üreticisi için çay; sadece geçim kaynağı değil, aynı zamanda bir hayat biçimidir. Ancak ne yazık ki bugün gelinen noktada, çay üreticisi emeğinin karşılığını alamamaktadır.
Açıklanan 35 TL’lik yaş çay taban fiyatı, üreticinin beklentisini karşılamadığı gibi, adeta üreticinin emeğini yok saymıştır. Oysa Karadeniz insanı, özellikle Rizeli üretici, bu yıl en az 40 TL artı 3 TL destekleme ile birlikte net 43 TL’lik bir fiyat bekliyordu. Çünkü artık üretim maliyetleri geçmiş yıllarla kıyaslanamayacak kadar ağırlaşmıştır.
Bugün çay üretmek eskisi gibi değildir. Çay bahçelerinin budanması, budama sonrası çıkan dalların temizlenmesi, çaylığın bakımı, gübre giderleri, işçi maliyetleri, nakliye ücretleri ve akaryakıta gelen zamlar üreticinin belini bükmektedir. Çayı toplamak için tutulan işçinin günlük maliyeti bile üreticiyi zor durumda bırakırken, alım yerlerine taşınan çayın nakliye gideri ayrı bir yük oluşturmaktadır.
Daha acı olan ise şudur: Çayın maliyeti yaklaşık 32 TL’ye dayanmışken, açıklanan 35 TL’lik fiyat üreticiye gerçek anlamda bir kazanç bırakmamaktadır. Üretici bugün kendi emeğine değil, adeta sisteme çalışmaktadır. Sabahın erken saatlerinde sırtında çay taşıyan insanımızın emeği, masa başında belirlenen rakamlarla değersizleştirilmektedir.
Oysa çay, yalnızca Karadeniz’in değil, Türkiye’nin ortak kültürüdür. Dünyanın dört bir yanında insanlar güne bir bardak çayla başlıyor. Evlerde dostluklar çay eşliğinde kuruluyor, sohbetler çayın sıcaklığıyla anlam kazanıyor. Böylesine kıymetli bir ürünün üreticisinin yok sayılması, sadece ekonomik değil vicdani bir sorundur.
Bugün çay üreticisinin beklentisi lüks değildir; sadece hakkını istemektedir. İnsanlar emeğinin karşılığını almak, çocuklarının geleceğini güvence altına almak istemektedir. Eğer üretici kazanamazsa, yarın çay bahçeleri boş kalır, gençler toprağını terk eder, Karadeniz’in üretim gücü zayıflar.
Devletin görevi üreticiyi yaşatmak, emeği korumak ve tarımı sürdürülebilir hale getirmektir. Ancak açıklanan rakamlar göstermektedir ki çay üreticisinin sesi yeterince duyulmamaktadır. Çay üreticisi sadaka değil, hakkını istemektedir.
Bugün çayın buharında kaybolan sadece sıcaklık değil; üreticinin umudu, emeği ve geleceğe dair inancıdır.