Bir yağmur yağıyor…
Sokaklar göle dönüyor, evleri ve iş yerlerini su basıyor, yollar kapanıyor, heyelanlar meydana geliyor. İnsanlar eşyalarını kurtarmaya çalışırken biz yine aynı görüntüleri televizyon ekranlarından izliyoruz.
Peki suç gerçekten yağmurda mı?
Yoksa biz yağmura hazırlıksız mı yakalanıyoruz?
Yağmur, doğanın gerçeğidir. Dün vardı, bugün var, yarın da olacak. Asıl mesele, şehirlerimizi bu gerçeğe göre hazırlayıp hazırlamadığımızdır.
Bugün dünyanın bazı ülkelerinde çekilmiş filmlerde görüyoruz. Şehirlerin altında, insanların yürüyebileceği büyüklükte dev kanalizasyon ve yağmur suyu tünelleri bulunuyor. Yağmur suyunun nereye gideceği, daha şehir kurulmadan planlanıyor.
Bizde ise çoğu zaman yağmur başladıktan sonra “Su nereye gidecek?” diye düşünüyoruz.
Sonuç ortada:
Suçlu yağmur ilan ediliyor, bedelini vatandaş ödüyor!
Bir şehir sadece üstündeki binalardan ibaret değildir. Asıl şehir, biraz da yerin altındadır.
Yol yapıyoruz, bina yapıyoruz, kaldırım yapıyoruz, AVM yapıyoruz… Ama yağmur suyunu taşıyacak altyapıyı aynı hızla ve aynı ciddiyetle yapmadığımızda, ilk büyük yağışta bütün eksikler ortaya çıkıyor.
Üstelik mesele yalnızca bugünü kurtarmak değildir.
Geleceğin şehirlerini bugünün hesabıyla kuramayız.
İklim değişiyor, aşırı yağışlar artıyor, şehirler büyüyor, betonlaşma çoğalıyor. Toprağın suyu emebileceği alanlar azalıyor. Buna karşılık altyapımız aynı hızla yenilenmezse bugün birkaç saatlik yağışta yaşadığımız sorunlar, yarın çok daha ağır sonuçlara dönüşebilir.
Artık günü kurtaran değil, geleceği kurtaran belediyecilik anlayışına ihtiyacımız var.
Şehirlerin altına yatırım yapmak belki görünmez.
Kimse yeni yapılan kanalizasyonu alkışlamaz. Kimse yağmur suyu hattının açılışına büyük tören düzenlemez.
Ama o altyapı, bir gün büyük bir yağmur yağdığında evinizi, iş yerinizi, aracınızı, hatta canınızı kurtarabilir.
İşte gerçek yatırım budur.
Betonun üstüne değil, gerektiğinde toprağın altına da yatırım yapmak!
Çünkü sağlam şehir; sadece yüksek binaları olan şehir değildir.
Yağmur yağdığında ayakta kalabilen şehirdir.
Artık her sel felaketinden sonra aynı soruları sormayalım:
“Yağmur neden bu kadar yağdı?”
“Su neden bu kadar yükseldi?”
Biraz da şunu soralım:
“Biz neden hâlâ hazırlıklı değiliz?”
Çünkü yağmurun ne zaman yağacağını bilemeyebiliriz.
Ama altyapıyı ne zaman yapacağımıza biz karar verebiliriz.