Bir öğretmenin elinde sadece tebeşir yoktur; bir ülkenin geleceği vardır.
Bugün 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü.
Çiçekler verilecek, güzel sözler söylenecek, sosyal medyada öğretmen fotoğrafları paylaşılacak…
Sonra?
Ertesi gün öğretmen yine kendi kaderine mi bırakılacak?
Ben bu soruyu uzaktan soranlardan değilim.
8 yıl sınıf öğretmenliği, 8 yıl okul yöneticiliği ve 17 yıl eğitim müfettişliği yaptım.
Tam 33 yıl doğrudan okulun içinde görev yaptım; sınıfta öğrencinin gözünün içine baktım, okul yönettim, öğretmenlerin derslerine girdim, eğitim sistemini sahada denetledim.
Bu nedenle öğretmenin ne yaşadığını yalnızca kitaplardan değil, okul koridorlarından biliyorum.
ÖĞRETMEN, SİSTEMİN EN ÖNEMLİ UNSURUDUR
Bugün Türkiye’de 2025-2026 eğitim öğretim yılında örgün eğitimde 1 milyon 170 bin 320 öğretmen görev yapıyor. Yaygın eğitim ve diğer birimlerle birlikte toplam sayı 1 milyon 211 bin 799’a ulaşıyor. Aynı eğitim sisteminde 17 milyon 704 bin 308 öğrenci bulunuyor.
Bu rakamlar bize şunu söylüyor:
Öğretmen meselesi, sadece öğretmenlerin meselesi değildir.
17 milyondan fazla öğrencinin geleceği, doğrudan öğretmenin niteliği ve çalışma koşullarıyla ilgilidir.
UNESCO da 2026 Dünya Öğretmenler Günü’nde tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor. Öğretmenlerin mesleki saygınlığının, çalışma koşullarının, mesleki özerkliğinin ve karar alma süreçlerindeki sesinin güçlendirilmesini istiyor.
ÖĞRETMENİ KAYBEDERSEK GELECEĞİ KAYBEDERİZ
Bugün öğretmen yetiştirmeyi, öğretmeni atamayı, öğretmenin ekonomik ve sosyal şartlarını, sınıftaki iş yükünü ve mesleki itibarını konuşmadan eğitimde başarı beklemek mümkün mü?
Elbette Türkiye son yıllarda öğretmen sayısını ciddi biçimde artırdı. Millî Eğitim Bakanlığı verilerine göre 2003-2025 arasında 836 bin 360 öğretmen ataması gerçekleştirildi.
Ama mesele yalnızca “kaç öğretmen atandı?” sorusu değildir.
Asıl soru şudur:
Kaç öğretmen kendisini değerli hissediyor?
Kaç öğretmen sınıfa girdiğinde bütün enerjisini öğrencisine verebiliyor?
Kaç öğretmen geleceğe güvenle bakabiliyor?
Ve en önemlisi…
Öğretmenin sesini eğitim politikalarını hazırlayanlar ne kadar duyuyor?
BENİM ÖĞRETMENİM…
Benim için öğretmen; yalnızca ders anlatan insan değildir.
Öğrencisinin evindeki sıkıntıyı fark eden,
cebinde parası olmadığı halde öğrencisine kalem alan,
başarısız çocuğun elinden tutan,
yoksul öğrenciyi arkadaşlarının yanında mahcup etmemeye çalışan,
bazen anne, bazen baba, bazen rehber, bazen de bir çocuğun hayattaki tek umudu olan insandır.
Öğretmen, çocuğun hayatına dokunan insandır.
Bir öğrencinin yıllar sonra gelip:
“Öğretmenim, sizin sayenizde…”
demesi, belki de dünyanın en büyük ödülüdür.
BUGÜN ÇİÇEK VERMEK YETMEZ!
Bugün öğretmenlerimize çiçek verelim.
Başımızın üstünde taşıyalım.
Ama yarın da hatırlayalım.
Öğretmeni yalnızca 5 Ekim’de alkışlayan değil, 365 gün destekleyen bir eğitim anlayışına ihtiyacımız var.
Çünkü eğitim sisteminin bütün yükünü öğretmenin omuzlarına bırakıp sonra da sonuç bekleyemeyiz.
Öğretmene güvenmeden öğrenciye güvenemezsiniz.
Öğretmeni güçlendirmeden eğitimi güçlendiremezsiniz.
Ve öğretmeni değersizleştirerek geleceğin Türkiye’sini inşa edemezsiniz.
Ben 33 yıl okul koridorlarında yürüdüm.
Bugün geriye dönüp baktığımda şunu çok net görüyorum:
Bir ülkenin gerçek zenginliği ne petrolüdür, ne altınıdır, ne fabrikası…
Gerçek zenginlik, iyi yetişmiş insanıdır.
O insanı yetiştiren de öğretmendir.
ÖĞRETMENLER GÜNÜ KUTLU OLSUN
Başta emekli meslektaşlarım olmak üzere, bugün sınıflarda çocuklarımızın geleceğini yoğuran bütün öğretmenlerimizin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü kutlu olsun.
Tahtanın önünde ter döken,
sınıfta umut dağıtan,
bazen kendi derdini içine atıp öğrencisinin derdine koşan
bütün öğretmenlere selam olsun.
Çünkü öğretmen sadece bir meslek değildir.
Öğretmen, bir ülkenin geleceğine bırakılmış en büyük emanettir.
Fethi KARADENİZ
Emekli Eğitim Müfettişi