Ama hem gönlüm elvermedi, hem de Rize Mandalinası Satsuma ailemin de içinde olduğu, öteden beri de ilgilendiğim bir konu.
İçim, gönlüm elvermedi, çünkü Keziban Yazıcı Hoca 15 akademisyeninde katkıları ile Rize Mandalinasını her yönüyle ele alan 400 sayfalık güzel bir kaynak eser hazırlamış; emeklerine teşekkür etmek ve kitaptan bahsetmek istedim.
İlgilendiğim konu, çünkü feretiko sonrası yöre ekonomisinde çay ile beraber yerini alan ama sonrasında geri düşen, son yıllarda tekrar gündem olan, desteklenmesi gereken özel bir ürün Rize Mandalinası Satsuma.
Çay öncesinde Rize yöresinin ekonomisini taşıyan FERETİKO (kenevir ekimi) yu merkeze alarak tamamlamaya çalıştığım Rize Ekonomisi ile ilgili kitapta narenciye de var. Üstelik merhum İlber Ortaylı’nın geçtiğimiz yıl “çayı boş verin, satsumanıza sahip çıkın” eksenli, medyada çokça yer alan ifadesinden sonra oluşan bilgi karmaşıklıklarına ve hocaya cevaben de olacak şekilde (şimdilik) detaya girmeden dağarcığımdan özetle konuya dair bilgilendirmenin de yararlı olacağını düşünüyorum.
Satsuma öncesinde Rize’de mısır, lahana ve kısmen ipek böcekçiliği haricinde narenciyegillerden portakal, limon da vardı. Aileler ihtiyaçlarının fazlasının ticaretini de yapar, özellikle de Rusya’ya ihraç edilerek bölge ekonomisine gelirde sağlanırdı. Ama bu İlber hocanın köpürttüğü boyutta bir hacme sahip değildi.
FERETİKO, EKONOMİK REKABETTE GERİ KALINCA
Çay öncesinde yöre ekonomisini ayakta tutan tek bir ürün vardı; kenevir ve kenevirden üretilen özel kumaş “feretiko”.
Zamanında yöre gelirinin neredeyse üçte ikisini karşılayan kenevire dayalı ekonomi, çay dan çok önce 1900 lara gelemeden duralamıştı. Öyle çoklarımızın salladığı gibi 1920’lerde Amerika’nın kenevir ekimini yasaklaması, sonrasında da 1971’de sandık korkusu olmayan atanmış başbakan Nihat Erim’im kat’i yasağı ile dibe vurmadı kenevir ekimimiz. Feretiko, daha vasıflı bir ürün olsa da 1850 den sonra üretim maliyetleri çok daha düşük endüstriyel tarz ürünlerle fiyat rekabetine giremediğinden yöremizde kenevir ekimi cazibesini, varlığını kaybetmişti.
Kenevir ekimi rekabette geri düşmüş, adeta ticari olmaktan çıkmış, çay da henüz yok!
Böyle olduğu için de yörede fakirlik, işsizlik, sosyal çöküntü gibi nedenlerden ötürü erkeklere gurbet gözüktü. 1917’de Osmanlı, sonrasında Cumhuriyet, bu göçü, içerdeki sosyal dalgalanmayı dikkate alarak yöreyi temelden kurtaracak ekonomik çözümler, yöreye uygun lokomotif ürünler arayışına yöneldi.
Keziban Yazıcı Hocada Rize Mandalinası yayınında bu hususa dikkat çekiliyor zaten.
“Güney Kafkasya’nın Karadeniz kıyı kuşağında, 19. Yüzyılın sonlarından 20.yüzyılın ilk dönemlerine uzanan tarımsal ve biyolojik gelişim, bitki türlerinin bölgeye girişinin ve kültür bitkilerinin yayılışının yalnızca ekolojik uygunlukla açıklanamayacağını göstermektedir. Bu süreç aynı zamanda siyasal ve idari yapıların, değişen ekonomik düzenlerin ve yoğun sınır ötesi etkileşimlerin şekillendirdiği çok faktörlü bir yapıdan etkilenmiştir.”
SATSUMA 1896’DA JAPONYA’DAN BATUM’A
Rusça kaynaklara göre çekirdeksiz Satsuma Mandalinası, 1896 yılında Japonya'nın güneybatısında yer alan Kyushu adasındaki aynı isimli eski Satsuma vilayetinden (günümüzde Kagoshima bölgesi) getirilen fidanlarla (bazı kaynaklarda bir Türkmen tarafından taşındığını da okumuştum) Karadeniz kıyısındaki Kafkasya bölgesinde, Batum’da yetiştirilmeye başlanmıştır. Meyve olarak ticaret gemileri ile Rize ve Trabzon’da artık satsuma bilinmekte, hatta Kemalpaşa İlçesi Sarp Köyünde fidanlarının dikildiği, sonraki yıllarda da Vezirağa isimli kişi tarafından fidan üretiminin yapılarak çevre yerleşim merkezlerine de gönderdiği yörede söylenir.
1917’de Osmanlı, mevcut limon, portakal ürünlerine ilaveten mandalina dahil diğer turunçgillere yönelik ekonomik potansiyeli desteklemek amacıyla yeniden kurulacak narenciye bahçeleri için 10 yıl müddetle öşür istisnası getirir.
1.Dünya savaşının hemen bitiminde o yıllarda hala Türk toprağı olan Batum dolaylarında gerçekleştirilen zirai incelemelerde bölgenin ekolojik yapısının, nemli ve ılıman ikliminin Rize ve Artvin yöreleriyle paralellik arz ettiği fark edilmiş, durum Halkalı Ziraat Okulu hocalarından Ali Rıza Erten tarafından da rapor edilmiştir.
Milli Mücadelenin ardından Rize’de ekonomiye ivme kazandıracak yeni ürün arayışları önem kazanmış, Cumhuriyetle beraber de tarımsal çeşitliliği artırmaya yönelik çalışmalar sürecinde bölgenin subtropikal ürünler açısından uygunluğu bilimsel olarak ortaya konmuş, Ali Rıza Erten’in raporundan hareketle o dönem Tarım Genel Müdürü olan Muğlalı Zihni Derin 1923 yılında çay ve narenciye fidanlığı kurmak üzere Rize'ye gönderilmiştir. Zihni Derin 1924'te Batum'u ziyaretinden dönüşünde beraberinde getirdiği çay tohumu ve fidanları ile narenciye ve diğer bazı meyve çeşitlerini Rize’deki fidanlığa dikerek sürecin ilk adımını atmıştır. Devamında da Ankara'daki görevinin başına dönünce hazırladığı yasa teklifi o dönemin Rize Mebuslarının desteğiyle 6 Şubat 1924 tarih ve 407 sayıyla kanunlaşarak Doğu Karadeniz’de çay ve mandalina yetiştirilmesi süreci başlamıştır.
50 LERDEN SONRA ÇAY İÇİN NARENCİYE AĞAÇLARI SÖKÜLDÜ
Mandalına üretiminde sonuç (tüketilebilen meyve) hemen alınabildiğinden Rizeli ücretsiz dağıtılan fidanları o güne kadar ağırlıklı mısır ve lahana ektikleri bahçelerine dikmeye başladı. Çay da ise süreç çok uzadı; vatandaş benimsemedi, 10 yıllık mücadeleden sonra çay fidanlarının ekimine ancak başlana bilindi. Dahası ilk çay fabrikasının açılabilmesi 1947’de mümkün olabildi. Ama sonrasında ibre terse döndü, yaş çay hacimli üretim ve devletin alım garantisi ile müthiş kazandırmaya başlayınca Rizeli 50’lerin ortasından sonra narenciye bahçelerini söküp çay dikmeye başladı.
Son 30 yılda yaş çayın cazibesini kaybetmeye başlaması, giderek umutsuzluğa doğru yol alınması üzerine Satsuma Mandalina tekrar bahçelerde yerini genişletmeye başladı. RTEÜ Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü ürünün çeşitlenmesi ve gelişimi için emek veriyor, tescil ve coğrafi işaretleri için çalışıyor.
Ancak tüm bu güzel adımlara karşın Rize Mandalinası, ekonomik açıdan henüz çay tarımından kaybedilenin bir kısmını dahi karşılayabilmekten çok uzak. Arzu edilen katma değerin sağlanabilmesi için birilerinin topa girmesinin gerektiği kesin!
JAPON SATSUMA, RİZE MANDALINASI OLARAK TÜM EGE’DE
Japonya kökenli Satsuma Batum yolu ile Rize’ye geldiğinden ülkemizde “Rize Mandalinası” olarak bilinir. Narenciye içerisinde soğuğa en dayanıklısı, depolama ve taşımaya en elverişli ve verimli olanıdır. Kendine has tadı ve kokusu ile günümüzde ihracatı en çok yapılan mandalina çeşididir. Ancak bu ihracat günümüzde menşei Rize’den değil Bodrum, İzmir ve Balıkesir yörelerinde ki bahçelerden yapılmaktadır.
Zaten üretim istatistiklerine baktığımızda 1970’den sonra bu illerde satsuma cinsi mandalina üretiminin giderek arttığını görebiliyoruz.
Ailemden (daha önceki yazılarımda da değindiğim) iki farklı örnek vererek satsumanın Türkiye’de anavatanın Rize yöresi olduğunu vurgulamak isterim.
Eğitimci, araştırmacı Mahiye Morgül, 3 yıl kadar önce yazdığı bir makalesinde annem merhum Aynur Aksoylu’dan Rize ilinin ismi kayıtlara geçmiş fidancısı olarak bahseder. Doğrudur. İstimlak edilene kadar merkez İslampaşa Mahallesindeki bahçemizde hemen her tür meyveyi geliştirmiş, hatta yöreye uygun olmayan kavun ve pamukta denemişti.
İslampaşa Mahallesi bugün olduğu gibi 50-60 yıl öncede Rize’nin fidancılık merkeziydi. 1971’de annemin yetiştirdiği mandalina fidanlarını babam İzmir’e götürerek Kemeraltı’nda iki haftada satıp o yılların en popüler kamyonu 5.20 Man’ın yarı hissesini alabilmişti. 8 teker kamyon o yıllarda çizgi üstüydü ve Rize’de ilk biz almıştık.
Sadece ebeveynlerim değil o yıllarda kimi komşularımız bahçesinden İzmir’den gelenlere (Ege’den gelenlerin hepsine İzmirli yakıştırması yapılıyordu) fidan satıyordu, kimi de İzmir’de soluğu alıyordu. Bu kadar fidanı nereye dikiyorlar, ne kadar boş arazileri var diye söylendiğimizi anımsıyorum. Bu arada fidan satmak için Ege’ye giden komşu ve akrabalarımızdan (Nedim Kahya) o yörenin cazibesine kapılıp orada toprak alıp kendi narenciye bahçesini yapanlarında olduğunu eklemeliyim.
İzmir Gümüldür’de Rize’den buraya 40’larda yerleşen Hacı Nusret Şener’in beraberinde getirdiği 3 satsuma fidanı başlayan ve ilçenin ekonomisinde nasıl lokomotif olduğu hep anlatılır, yazılır.
HÜSEYİN KARADERELİ DAYIM RİZE’NİN MANDALİNASINI İSTANBUL’DA SATARDI
Babam merhum Cevri Aksoylu’nun dayısı Hüseyin Karadereli, 1940’larda Rize merkezde ailelerin mandalinasını alır, önce yatak yapar sonra sandıklayıp gemiyle İstanbul’a getirip satardı. Yanına yardımcı olarak da önce kardeşi Osman’ı, sonra da İsmet Tahsin amcamı (Rize Lisesinin 1955 deki ilk mezunlarından) götürürdü. Her ikisi de bu yolla geldikleri İstanbul’da evlenip kalmışlardı.
Osmanlı döneminde kısmen ihracımızın olduğu narenciye ürünlerinde İstanbul pazarında o yıllarda Osmanlı toprakları dahilinde olan Sakız ve Trablusgarp dan gelen ürünler satılırdı. Osmanlının kayıtlarına göre dahili üreticiler, İtalya’dan düşük vergiyle gelen narenciyeden rahatsız olurlardı.
SON PARAGRAF RİZE MANDALINASI KITABINA DAİR OLSUN
Kitap, Rize mandalinasının tarihsel gelişimi, ekolojik uyumu, morfolojik ve biyolojik özellikleri, üretim teknikleri, hastalık ve zararlıları ile mücadele yöntemleri, beslenme değerleri ve sağlık üzerindeki etkileri gibi çok yönlü konuları kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Rize mandalinası, Karadeniz’in nemli subtropik iklim koşullarında yetişen, çekirdeksiz ve kolay soyulabilir yapısıyla hem üretici hem de tüketici açısından tercih edilen bir turunçgil çeşidi. Kitap, mandalinanın tarihsel serüvenini, Türkiye’ye girişi ve Rize’deki yayılma sürecini bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirirken, aynı zamanda sosyo-ekonomik, çevresel ve sürdürülebilirlik boyutlarıyla da incelenmekte. Dokuz bölümden oluşan eser, Rize mandalinasının korunması ve gelecek nesillere aktarılması için stratejik öneriler sunmakta ve tarım sektöründe çalışan akademisyenler, öğrenciler, üreticiler ve teknik elemanlar için başvuru kaynağı niteliği taşımaktadır.
Recep Ali Aksoylu / Kadıköy 2026.07.09



















