ÇOCUĞUN ELİNE EKMEK DEĞİL, ONURUNA DOKUNUN

Fethi Karadeniz

19-09-2026 17:04

Sabah haberlerini dinlerken okullarda ihtiyaç sahibi öğrencilerin yiyeceğe ulaşabilmesi için “askıda ekmek, askıda tost” benzeri uygulamaların gündeme geldiğini duyunca gözlerim doldu.

Çünkü ben bu çocukları biliyorum…

17 yıl öğretmen, 17 yıl eğitim müfettişi olarak tam 34 yıl okul koridorlarında, sınıflarda ve kantinlerde öğrencilerle iç içe oldum.

Fakir bir çocuğun, arkadaşının yanında kendisini nasıl hissettiğini; cebinde parası olmadığı için kantine bakıp geri dönmenin ne demek olduğunu çok iyi bilirim.

Bugün Sivas'ta bir ortaokul kantininde yaklaşık üç yıldır sürdürülen “askıda tost” uygulamasıyla ihtiyaç sahibi öğrencilerin yiyecek giderlerinin gönüllüler ve aileler tarafından karşılandığı haberleri gündeme geldi. Uygulamanın gizlilik içinde yürütülmesi, çocukların incinmemesi açısından önemli bir ayrıntı.

Ama benim asıl sorum şu:

Bir çocuğun okulda karnını doyurmasını neden “yardım alan çocuk” haline getirerek çözmeye çalışıyoruz?

Çocuk okula muhtaç olduğunu hissetmeye değil, öğrenmeye gelir.

ÇOCUKLARIN GÖZLERİNİ UNUTMAYALIM

Geçmişte öğrencilerin aynı okul kıyafeti içinde bulunmasının amaçlarından biri, çocuklar arasındaki ekonomik farklılıkların görünürlüğünü azaltmaktı.

Bugün ise çocukların ekonomik durumlarını daha da görünür hale getirecek uygulamalardan kaçınmalıyız.

Çünkü çocuk acımasızdır demiyorum; çocuk fark eder.

Kimin cebinde harçlık var, kimin yok…

Kimin yeni ayakkabısı var, kimin eski…

Kimin kantinden istediğini alabildiği, kimin alamadığı…

Bunlar çocukların dünyasında sessizce yer eder.

Ve bazen bir tost, bir ekmek, bir simit; yetişkinler için küçük bir yardım olabilir ama çocuğun dünyasında büyük bir mahcubiyete dönüşebilir.

YOKSULLUĞU ÇOCUĞUN OMUZLARINA YÜKLEMEYELİM

Devlet elbette ihtiyaç sahibi çocuğun beslenmesini sağlamalıdır.

Ama bunun yolu çocuğu diğer öğrencilerin arasında “yardım alan” konumuna düşürmek olmamalıdır.

Aileyi destekleyelim, çocuğu etiketlemeyelim.

Ailenin gelir durumu tespit edilsin. İhtiyaç sahibi aileye doğrudan destek verilsin. Bir değil, iki öğrencisi varsa ona göre yardım yapılsın.

Çünkü mesele yalnızca bir çocuğun karnını doyurmak değildir.

Mesele, o çocuğun okuldan başı dik çıkmasını sağlamaktır.

BİR DE KIRTASİYE VE YARDIMCI KAYNAK SORUNU VAR

MEB, 2026-2027 eğitim öğretim yılında öğrenciler için 283 milyondan fazla ücretsiz ders kitabı hazırlayıp dağıtıyor.

Bu çok önemli bir uygulama.

Fakat Bakanlığın 2026-2027 eğitim öğretim yılı genelgesinde de açıkça belirtildiği gibi, Bakanlıkça ücretsiz dağıtılan kaynaklar dışındaki materyallerin okullarda kullandırılmaması; velilerin belirli markalara ve yüksek maliyetli kırtasiye setlerine mecbur bırakılmaması ve velilere ilave mali yük getiren uygulamalardan kaçınılması gerekiyor.

Öyleyse sormak gerekiyor:

Ücretsiz kitap sıralarda dururken, neden bazı veliler hâlâ yardımcı kaynak, deneme sınavı ve çeşitli materyaller için ayrıca para harcamak zorunda kalıyor?

Üstelik MEB'in kendi açıklamalarında, incelenmeyen yardımcı kitapların öğrencilere okutulamayacağı da belirtiliyor.

Burada denetim daha güçlü olmalı.

TAŞIMA DA ÜCRETSİZ OLMALI

Bir başka önemli konu da taşımalı eğitim.

Zorunlu eğitim çağındaki çocuğun okula ulaşması, ailenin omuzlarına bırakılacak bir yük olmamalıdır.

Bir taraftan “fakir çocuğa ekmek verelim” derken diğer taraftan ailenin gelirinin önemli bir bölümünü çocuğun okula ulaşımına harcatıyorsak, sistemin bir yerinde ciddi bir çelişki var demektir.

Çocuğa ekmek uzatmadan önce onun ailesinin ekonomik yükünü azaltalım.

MEB'E AÇIK ÇAĞRI

Sayın Millî Eğitim Bakanlığı yöneticileri…

Çocuğu yardımın nesnesi haline getirmeyin.

Çocuğun eline askıdan alınmış ekmek vermek yerine, ailesinin elini güçlendirin.

Kantinde parasız kalan öğrenciyi arkadaşlarının önünde mahcup etmeyin.

Yardımı görünür değil, gizli ve onurlu hale getirin.

Kırtasiye ve yardımcı kaynak konusunda velilerin üzerindeki yükü kaldırın.

Taşımalı eğitimde ailelerin ekonomik durumunu mutlaka dikkate alın.

Çünkü eğitim yalnızca matematik, Türkçe, fen bilgisi öğretmek değildir.

Eğitim, çocuğun kendisine olan saygısını da korumaktır.

Ben 34 yıl boyunca bunun tanığı oldum.

Bugün hâlâ aynı şeyi söylüyorum:

Bir çocuğun karnını doyurmak elbette önemlidir.
Ama onu arkadaşlarının karşısında mahcup etmeden doyurmak çok daha önemlidir.

Unutmayalım:

Yoksulluk çocuğun suçu değildir.
Ama yoksulluğu çocuğun yüzüne vurmak, bizim ayıbımız olur

Fethi KARADENİZ
Emekli Eğitim Müfettişi – Eğitimci-Yazar

DİĞER YAZILARI BİR HASTANENİN ENKAZI BİZE NE ANLATIYOR? 01-01-1970 03:00 ÇOCUKLARIN GÖZYAŞI, İNSANLIĞIN UTANCIDIR! 01-01-1970 03:00 ZAFER BİZİM! FİLENİN SULTANLARI AVRUPA’NIN ZİRVESİNDE 01-01-1970 03:00 ÖĞRETMEN YETİŞTİRDİK, ÖĞRETMENİ BEKLETTİK! 01-01-1970 03:00 Murat Hacıoğlu Futbol Akademisi 01-01-1970 03:00 BİR OKULUN KAPISINA KİLİT, BİR HUZUREVİNİN KAPISINA ANAHTAR MI? 01-01-1970 03:00 Kemer Köyü Değişiyor… Denizin Kıyısında Yeni Bir Hikâye Yazılıyor 01-01-1970 03:00 EVLER BÜYÜDÜ, GÖNÜLLER KÜÇÜLDÜ 01-01-1970 03:00 ALMANYA HAZIR MISIN? SULTANLAR GELİYOR! 01-01-1970 03:00 BARIŞ, SADECE SAVAŞIN OLMAMASI DEĞİLDİR 01-01-1970 03:00 Rize’de Çay Bardağı Büyüdü, Gönüller Büyüdü! 01-01-1970 03:00 30 AĞUSTOS: BİR MİLLETİN “YA İSTİKLAL YA ÖLÜM” DEDİĞİ GÜN 01-01-1970 03:00 ERGAN DAĞI: BİR HAYALDEN GERÇEĞE 01-01-1970 03:00 30 YIL SONRA ERZİNCAN: İNSAN BİR ŞEHRE DEĞİL, KENDİ GEÇMİŞİNE DÖNÜYOR 01-01-1970 03:00 ERZİNCAN’IN KURMA EVLERİ: YIKILAN SADECE EVLER Mİ? 01-01-1970 03:00 Hayatımın Deklanşöründen Geçenler 01-01-1970 03:00 Fındık Toplama Zamanı Geldi 01-01-1970 03:00