Bir binayı yıkmak bir ay sürüyorsa, depremde binlercesi aynı anda yıkıldığında ne olur?
Evimin tam karşısında eski hastanenin yıkımını izliyorum.
Günlerdir, haftalardır…
İki iş makinesi, kepçeler, kamyonlar çalışıyor. Üç katlı hastanenin yıkımı ve ortaya çıkan molozların temizlenmesi bir aydan fazla zamandır devam ediyor. Daha ancak zemin kata ulaşılabildi.
Her gün bu çalışmaları izlerken aklıma 6 Şubat 2023 geliyor.
Enkazların altında kalan, saatlerce hatta günlerce kurtarılmayı bekleyen insanlar…
“Sesimi duyan var mı?”
“Beni kurtarın!”
O çığlıklar bugün bile kulaklarımızda.
Şimdi düşünün…
Üç katlı bir hastanenin kontrollü biçimde yıkılması ve molozunun kaldırılması bir aydan fazla sürüyor.
Peki yüzlerce, binlerce binanın aynı anda çöktüğü bir depremde ne yaşanır?
Üstelik 6 Şubat 2023'te olduğu gibi 11 ilin ağır biçimde etkilendiği bir felakette…
Bunu düşünmek bile insanın tüylerini ürpertiyor.
Çünkü deprem yalnızca binaları yıkmıyor.
Zamanı da yıkıyor.
Bir enkazın altında geçen her dakika, bir insanın hayata tutunma ihtimalini azaltıyor.
Ve biz bunu artık biliyoruz.
---
PEKİ DERS ALDIK MI?
Asıl sorulması gereken soru bu.
Depremi önleyemeyiz. Ama depremin felakete dönüşmesini azaltabiliriz. Nitekim AFAD da bugün açıkça “depremi engelleyemeyiz; ancak afete dönüşmesini önlemek için yapılabilecek çok şey var” yaklaşımını vurguluyor.
Öyleyse soralım:
Eski ve riskli binalarımızı gerçekten tespit ettik mi?
Güçlendirilmesi gerekenleri güçlendirdik mi?
Yıkılması gerekenleri yıktık mı?
Yeni binaları gerçekten bilimin, mühendisliğin ve deprem gerçeğinin gerektirdiği şekilde mi yapıyoruz?
Yoksa yine depremi unutup, bir sonraki büyük sarsıntıyı beklemeye mi başladık?
Çünkü deprem, bizim onu unutmamızı beklemiyor.
---
İSTANBUL GERÇEĞİ
Bir de Marmara ve İstanbul gerçeği var.
AFAD'ın İstanbul İl Risk Azaltma Planı'nda, Marmara Denizi'ndeki fayların kırılmasıyla oluşabilecek büyük bir deprem için 7,0–7,7 büyüklüğünde senaryolar ele alınıyor. Aynı çalışmada İstanbul'daki olası hasarlara ilişkin ciddi risk hesaplamaları bulunuyor.
Yani mesele artık “Deprem olacak mı?” sorusundan çok,
“Olduğunda ne kadar hazır olacağız?”
sorusudur.
---
BİR ZAMANLAR FAY HATTINI DEĞİŞTİRMEYİ BİLE KONUŞTUK!
Bu ülkede zaman zaman öyle trajikomik tartışmalar da yaşandı ki…
Bir belediye başkanının, yapılması planlanan toplu konutların fay hattı üzerinde olması nedeniyle izin alamaması üzerine, ilgili makamlara fay hattının başka tarafa alınması yönünde başvurduğuna ilişkin haberler basına yansıdı.
Bu olayın ayrıntıları ve doğruluğu ayrıca arşiv belgeleri üzerinden değerlendirilmelidir.
Ama düşüncesi bile bize çok şey anlatıyor:
Biz fay hattını değiştiremeyiz.
Ama yapılaşma anlayışımızı değiştirebiliriz.
İşte asıl mesele budur.
---
ENKAZIN ALTINDA SADECE BETON YOK!
Bir bina çöktüğünde yalnızca beton ve demir yığını oluşmuyor.
Bir annenin evladı…
Bir çocuğun annesi…
Bir babanın ailesi…
Bir öğretmenin öğrencileri…
Bir doktorun hastaları…
Bir ailenin bütün hayalleri göçük altında kalıyor.
6 Şubat'ın bize bıraktığı en ağır ders budur.
AFAD'ın güncel yaklaşımı da artık yalnızca afet sonrası müdahaleye değil, risk azaltmaya ve dirençli şehirler oluşturmaya odaklanıyor.
Öyleyse biz de aynı soruyu sormalıyız:
Gerçekten hazırlanıyor muyuz?
Çünkü bir sonraki deprem olduğunda kimseye,
“Bilmiyorduk.”
deme hakkımız olmayacak.
Bilmek zorundayız.
Önlem almak zorundayız.
Denetlemek zorundayız.
Bilimin söylediğini dinlemek zorundayız.
Çünkü deprem geldiğinde siyaset, makam, para, unvan ve mazeret ayırt etmiyor.
Enkazın altında herkes eşit.
Ben her gün karşımdaki eski hastanenin yıkımını izliyorum.
Kepçenin her darbesinde yalnızca bir binanın duvarları yıkılmıyor.
Benim gözümde 6 Şubat'ın görüntüleri yeniden canlanıyor.
Ve içimden tek bir cümle geçiyor:
Ne olur, bir sonraki enkazı beklemeden aklımızı başımıza alalım!
Çünkü deprem geldiğinde mesele artık
“Ne yapacağız?” olmayacak.
O gün çok geç olabilir.
Bugün yapmadığımız her şey, yarının enkazında karşımıza çıkabilir.
Fethi KARADENİZ
Araştırmacı – Eğitimci – Yazar