Yeni nesil çocuklarla ilgili tuhaf bir denklem kurduk.
Çocuk üzülmeyecek.
Çocuk strese girmeyecek.
Çocuğa fazla yüklenilmeyecek.
Başarısız olursa morali bozulmasın.
Sınavdan düşük alırsa aman travma olmasın.
Çocuk zorlanmasın.
Peki çocuk ne zaman öğrenecek?
Çünkü öğrenmek, kusura bakmayın ama hâlâ zor bir iş.
Öyle “Çocuğun özgüvenini destekleyelim, kendisini iyi hissetsin.” diyerek öğrenme gerçekleşmiyor.
Öğrenmenin içinde tekrar var.
Hata var.
Sıkılmak var.
Vazgeçmek isteyip yeniden denemek var.
Başaramamak var.
Bir daha çalışmak var.
Kısacası çaba var.
Ve çaba dediğimiz şeyin nitelikli hâli, öğrenmenin ta kendisi.
Bugün bir çocuk başarısız olduğunda bazen öğrenciden önce yetişkinler panikliyor.
Öğretmen panikliyor.
İdare panikliyor.
Veli panikliyor.
Bir tek öğrenci paniklemiyor.
Çünkü çocuk biliyor
“Nasıl olsa birileri bunu benim için çözer.”
Olmadı özel ders.
Olmadı etüt.
Olmadı bireysel program.
Olmadı yeni bir uzman.
Olmadı başka bir yöntem.
Çocuğun ayağına kadar sistem geliyor.
Ama çocuğun kendisi hâlâ yürümüyor.
Şimdi biraz geriye gidelim.
İnsanlık tarihinin büyük bölümünde çocuklar hayatın doğal zorluklarıyla daha erken yaşlarda karşılaşıyordu.
Mağaradasınız.
Çocuk acıkıyor.
Ama kimse mağaranın köşesine “Çocuğumuz strese girmesin.” diye hazır yemek bırakmıyor.
Çocuk hayatı yaşayarak öğreniyor.
Avlanmayı öğreniyor.
Toplamayı öğreniyor.
Ağaca çıkmayı öğreniyor.
Düşmeyi ve yeniden kalkmayı öğreniyor.
Elbette korkuyor.
Elbette hata yapıyor.
Ama yeniden deniyor.
Çünkü hayat, ona her zaman hazır cevap vermiyor.
Kimse çocuğa “Mızrağı yanlış tutarsan özgüvenin zedelenebilir, bugün hiç deneme.” demiyor.
Çünkü hayatın kendisi bir öğrenme alanı.
Bugün ise mağaranın ağzına kadar et doldurduk.
Çocuğun avlanmasına gerek kalmadı.
Mızrağı nasıl tutacağını anlatıyoruz.
Üstelik bunu özel öğretmenle anlatıyoruz.
Bazen iki saat.
Bazen üç saat.
Çocuğun ayağına kadar gidiyoruz.
Duvara geyik resmi çiziyoruz.
Mızrağın nasıl tutulacağını gösteriyoruz.
Ama çocuk avlanmıyor.
Çünkü avlanmasına gerek yok.
İşte meselenin büyük kısmı burada.
Çocuğun öğrenme isteğini sürekli olarak dışarıdan beslerseniz, bir süre sonra çocuğun kendi içindeki o mekanizma körelebiliyor.
Çünkü öğrenmenin güçlü motorlarından biri ihtiyaçtır.
Merak.
Zorluk.
Eksiklik.
Başaramama.
Ve yeniden deneme.
Çocuğun önündeki bütün engelleri kaldırdığınızda, bazen farkında olmadan yolu da ortadan kaldırmış oluyorsunuz.
Elbette çocuğu ezelim demiyorum.
Elbette şiddeti, aşağılamayı, hakareti, korkutmayı savunmuyorum.
Tam tersine çocuk güven içinde büyümeli.
Sevildiğini bilmeli.
Değerli olduğunu hissetmeli.
Ama burada çok önemli bir ayrım var:
Zorlanmak ile incinmek aynı şey değildir.
Çocuğun her zorlanmasını travma, her başarısızlığını psikolojik problem, her eleştiriyi özgüven saldırısı olarak görürsek çocuk yetiştirmiyoruz.
Fanus yetiştiriyoruz.
Oysa hayat fanus değil.
Hayatın içinde başarısızlık da var, hayal kırıklığı da var, beklemek de var, yeniden denemek de.
Bazen hayat çocuğa:
“Hayır, olmadı. Bir daha dene.” diyecek.
Ve çocuğun bunu duyabilmeyi öğrenmesi gerekiyor.
Çünkü mesele çocuğu zorlukların içine atmak değildir.
Mesele, zorluklarla karşılaştığında kaçmadan, kırılmadan ve başkasının yerine yapmasını beklemeden yoluna devam edebilmesini öğretmektir.
Çocuğu koruyacağız.
Ama onu hayatın kendisinden korumayacağız.
Çocuğu destekleyeceğiz.
Ama onun yerine çaba göstermeyeceğiz.
Çocuğun özgüvenini koruyacağız.
Ama başarısızlıkla karşılaşmasına da izin vereceğiz.
Çünkü özgüven, çocuğa sürekli:
“Sen yaparsın.” demekle oluşmuyor.
Bazen insanın gerçekten yapamadığı bir şeyin karşısına oturup:
“Tamam. Şimdi yeniden dene.” diyebilmesiyle oluşuyor.
Çünkü bir gün okul bitecek.
Özel ders bitecek.
Öğretmenin desteği bitecek.
Anne-babanın: “Hadi oğlum, hadi kızım.” demesi bitecek.
Çocuk kendi kararlarıyla, kendi sorumluluklarıyla baş başa kalacak.
İşte o gün asıl soru şu olacak: Mızrağı gerçekten tutabiliyor mu?
Yoksa bütün çocukluğu boyunca birilerinin onun yerine avlanmasını mı bekledi?
Mesele aslında çok basit.
Çocuğa güvenli bir mağara sunacağız.
Ama onu mağaranın içinde ömür boyu tutmayacağız.
Elinden tutacağız.
Ama gerektiğinde elini bırakıp kendi başına yürümesine de izin vereceğiz.
Hatasını düzelteceğiz.
Ama her hatasını onun yerine biz çözmeyeceğiz.
Düştüğünde kaldıracağız.
Ama her düşüşünde onun yerine yürümeyeceğiz.
Çünkü eğitimin amacı çocuğun önündeki bütün taşları temizlemek değildir.
Asıl eğitim, çocuğa taşlara rağmen yürüyebilmeyi öğretmektir.
Mağaranın içinde herkes güvende.
Ama hayat mağaranın dışında.
Ve mağaranın ağzında hâlâ av var.
