Kazmaz, ormanların yok olması, suların kirlenmesi, tarım alanlarının betonlaşması ve kıyıların halka kapanmasının tesadüfi olmadığını ifade ederek, bu sürecin siyasi tercihlerle şekillendiğini dile getirdi. Çevre sorunlarının arkasında doğayı sınırsız kâr alanı olarak gören bir anlayışın bulunduğunu savunan Kazmaz, bu düzenin rant odaklı kentleşme, denetimsiz sanayileşme ve madencilik baskısıyla büyüdüğünü söyledi.
“Çevre Hakkı Anayasal Güvencedir”
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. ve 56. maddelerinin yaşam hakkı ve sağlıklı çevrede yaşama hakkını açıkça güvence altına aldığını hatırlatan Kazmaz, çevre hakkının bir lütuf değil anayasal bir hak olduğunun altını çizdi. Buna rağmen uygulamada “kalkınma”, “yatırım” ve “enerji ihtiyacı” gibi gerekçelerle kamu yararı ilkesinin aşındırıldığını belirtti.
Kazmaz, “Bir proje doğayı yok ediyor, halkı yerinden ediyor ve buna rağmen kamu yararı adıyla savunuluyorsa, orada kamu yararı değil, özel çıkar vardır” ifadelerini kullandı.
“Çevre Mücadelesi Demokrasi ve Adalet Mücadelesidir”
Çevre mücadelesinin yalnızca doğayı koruma çabası olmadığını belirten Kazmaz, bunun aynı zamanda halkın söz hakkını, bilgiye erişimini ve yaşam alanlarını savunmak anlamına geldiğini ifade etti. Çevre krizinin bedelini en çok dar gelirli kesimlerin ödediğine dikkat çeken Kazmaz, çevre hakkının aynı zamanda bir sosyal adalet meselesi olduğunu söyledi.
“Temiz Enerji Adı Altında Yeni Talanlara Dikkat”
Yenilenebilir enerji yatırımlarının önemine değinen Kazmaz, bu süreçte yeni madencilik faaliyetleri ve doğa tahribatı riskine karşı uyarıda bulundu. “Temiz enerji adı altında kirli bir talan düzeni kurulamaz” diyen Kazmaz, asıl çözümün üretim ve tüketim modellerinin değiştirilmesi olduğunu vurguladı.
Kamucu Çevre Politikası Çağrısı
Türkiye’nin ihtiyacının kamucu ve bilimsel temelli bir çevre politikası olduğunu ifade eden Kazmaz, doğal varlıkların korunması, kıyıların halka açık tutulması, tarım alanlarının savunulması ve suyun kamusal hak olarak görülmesi gerektiğini belirtti.
Kazmaz açıklamasını, “Doğanın yağmalanmasına karşı çıkmak hukukun gereğidir. Çevre hakkını savunmak, memleketin yarınını savunmaktır” sözleriyle tamamladı



















