SİYASET
Giriş Tarihi : 20-11-2020 17:59   Güncelleme : 23-11-2020 18:04

Babacan'dan Erdoğan'a: İftira attıklarından helallik dileyecek misin?

Merkez Bankası'nın faizi 15'e çekmesini değerlendiren DEVA Partisi lideri Babacan, bugünkü Merkez yönetiminden memnun olduğunu dile getiren Erdoğan'a faiz karşıtı açıklamalarını hatırlatarak, 'İftira attıklarından helallik dileyecek misin?' diye sordu.

Babacan'dan Erdoğan'a: İftira attıklarından helallik dileyecek misin?

Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, güncel ekonomik ve finansal gelişmelere dair basın toplantısı düzenledi.

Burada önemli açıklamalarda bulunan Ali Babacan'ın gündeminde Merkez Bankası'nın faiz artırımı kararı vardı. Babacan, Merkez'in politika faizini 475 puan artırarak yüzde 15'e çekmesi kararının üzerinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a sert sözlerle yüklendi.

Erdoğan'ın faiz karşıtı açıklamalarını hatırlatan Babacan, "Birkaç gün öncesine kadar 'faiz sebep, enflasyon neticedir' diyen ve dünkü kararla faizin yüzde 15'e yükseltilmesine onay veren Sayın Erdoğan'a seslenmek istiyorum" diyerek şu sözleri kaydetti:

"Yıllardır savunduğunuz tezinizin yanlış olduğunu anlayıp, Merkez Bankası'na faiz artışı için izin verdiniz mi? Yoksa Merkez Bankası size rağmen mi bu kararı aldı? Beraberce faiz artışı yaptığınız bugünkü Merkez Bankası yönetiminden memnun olduğunuzu açıkladığınıza göre, daha evvel Maliye Bakanlığı, Merkez Bankası Başkanlığı yapmış olan ve geçmiş ekonomi yönetiminde, bürokraside görev almış insanlardan helallik istemeyi düşünüyor musunuz?."

Babacan'ın açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

'Ülkemizde ekonomik büyüme oranları düşmekte, işsizlik şimdiye kadar hiç görülmediği seviyelere yükselmekte, hayat pahalılığı can yakmakta, bütçe açığı katlanarak artmakta, Hazine'nin borcu hızla yükselmekte, Merkez Bankası'nın rezervleri yüksek negatif seviyelere gerilemektedir.

Politika faizini geçtiğimiz eylül ayında yüzde 8,25'ten 10,25'e çıkaran Merkez Bankası dün politika faizini yüzde 4,75 daha artırarak 10,25'ten yüzde 15'e yükseltti. Yani 2 ayda Merkez Bankası'nın politika faizi yüzde 6,75 oranında artmış oldu. Şu anda Türkiye dünyada en yüksek politika faizi uygulayan ülkelerden birisi oldu. Merkez Bankası dünkü yazılı açıklamasında da şu ifadelere yer verdi. Buraya özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum:

'PPK enflasyon görünümüne dair risklerin bertaraf edilmesi, enflasyon beklentilerinin kontrol altına alınması ve dezenflasyon sürecinin en kısa sürede yeniden tesisi için net ve güçlü bir parasal sıkılaştırma yapılmasına karar vermiştir.'

Yani parasal sıkılaştırma faizi artırmak demek. Devam ediyorum:

'Önümüzdeki dönemde parasal duruşun sıkılığı, enflasyonu etkileyen tüm unsurlar dikkate alınarak enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar kararlıkla sürdürülecektir.'

Burada bir tercüme yapma ihtiyacı var. Bir tercüme edelim. Parasal sıkılaştırma demek faizi artırmak demektir bakmayın öyle teknik tabirlere. Yani Merkez diyor ki; 'Faizi epeyce yükselttim, enflasyon düşene kadar da yüksek tutacağım' diyor. Bu açıklamanın özü budur. Yani 'yüksek faiz enflasyonu düşürecek diyor' Merkez Bankası.

Birkaç gün öncesine kadar 'faiz sebep, enflasyon neticedir' diyen ve dünkü kararla faizin yüzde 15'e yükseltilmesine onay veren Sayın Erdoğan'a seslenmek istiyorum. 

Sayın Erdoğan siz 2015 yılının Şubat ayında dediniz ki; 'Vatanı satmak yüksek faizle, yüksek enflasyonla, kötü yönetimle, ülkenin ve milletin kaynaklarını heba etmekle olur' diyerek o dönemin Merkez Bankası yönetimi için vatana ihanet iması yaptınız. 

Siz 2017'nin Aralık ayında, 'Enflasyonu doğuran ana sebep faizdir' dediniz. Siz 2018 yılının Mart ayında, 'Enflasyonun anası da babası da faizdir, bunu bilmeyenler bilsin' dediniz. Siz 2018 yılının Mayıs ayında, 'Faiz ne kadar düşük olursa enflasyon da o kadar düşük olur' dediniz. Yine siz 2018 yılının Eylül ayında Merkez'in faiz artırımının kararının ardından, bağımsız olması gereken kurumu ve o kurumun başkanını tehdit ettiniz. 

Siz 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı Seçimleri'nden önce şu ifadeyi de kullandınız: 'Siz bu kardeşinize yetki verin ondan sonra bu faizle nasıl uğraşılır göreceksiniz.' Tam da Partili Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nden hemen önce 2018'in Haziran'ında kullandığınız bir ifade bu.

MERKEZ BANKASI'NDA FAİZ ARTIRIMI İÇİN İZİN VERDİNİZ Mİ?

Şimdi siyasi sorumluluğunuzun gereği şu soruları cevaplandırmanız gerektiğini düşünüyoruz:  

Eğer sizin teziniz doğru ise yani faiz sebep enflasyon netice ise dünkü faiz artışının enflasyonu yükselten bir sonuç vermesi beklenir. Sizin teziniz doğruysa. Demek ki dünkü faiz kararının ardından enflasyonun yükselmesi beklenir. Oysa Merkez tam tersini söylüyor. 'Ben faiz yükselttim ki enflasyon düşsün' diyor. 'Ben faizi yüksek tutacağım ki enflasyonu kontrol altına alana kadar bu politikaya devam edeceğim' diyor.

Yıllardır savunduğunuz tezinizin yanlış olduğunu anlayıp, Merkez Bankası'na faiz artışı için izin verdiniz mi? Yoksa Merkez Bankası size rağmen mi bu kararı aldı? Sizin yıllardır savunduğunuz tezin çöktüğü kabul ediliyorsa ki faiz artırımı bu anlama gelmektedir niçin bugüne dek bu yanlışta ısrar ettiniz? Dünkü karar sizin son yıllarda artan bir dozla savunduğunuz tezi tam da çürüten bir karar. 

NİÇİN ÜLKENİN BU HALE DÜŞMESİNİ BEKLEDİNİZ?

Peki niçin ülkenin bu hale düşmesini beklediniz? Niçin gerekli adımları zamanında atmadınız? Eksi faizlerin olduğu bir dünyada Türkiye neden en yüksek faizi ödeyen ülke durumuna düştü? Şu anda öyle... Niçin ülkemizin yatırım yapılabilir kredi notunu tam 5 kademe aşağıya düşürdünüz? Niçin paramızı pul ettiniz? Bu milletin alın teriyle yıllardır biriktirdiği 130 milyar doların üzerindeki döviz rezervini iki yılda ne için ve ne uğruna heba ettiniz? 

Niçin döviz rezervimiz eksi 39 milyara düşmüş durumda? Yani Merkez Bankası kendine ait dövizi satmış satmış bir de 39 milyar dolar içeri girmiş demek. Yani elindeki dövizden 39 milyar dolar daha piyasaya borcu var demek Merkez Bankası'nın. 

2018 yılında Partili Cumhurbaşkanı olarak görece başlayıp en yakın akrabanızı ekonomi yönetiminin başına getirdiğiniz günden bu yana Hazine'nin iç ve dış borç toplamı 1 trilyonun üzerine çıktı. Niçin ve ne uğruna Hazine'nin borcunu 2 yılda ikiye katladınız? Niçin ülkemizde her 3 kişiden 1'i işsiz? Niçin bu ülkenin gençleri, girişimcileri umudunu kaybedip, geleceklerini başka ülkelerde arıyorlar? 

SUÇLADIKLARINIZDAN HELALLİK İSTEYECEK MİSİNİZ?

Bu konuda bir açıklama yapmayı düşünüyor musunuz? Beraberce faiz artışı yaptığınız bugünkü Merkez Bankası yönetiminden memnun olduğunuzu açıkladığınıza göre, daha evvel Maliye Bakanlığı, Merkez Bankası Başkanlığı yapmış olan ve geçmiş ekonomi yönetiminde, bürokraside görev almış insanlardan helallik istemeyi düşünüyor musunuz? Sizin senelerdir haksızca iftira attığınız, suçladığınız, hakkına girdiğiniz hatta miting meydanlarından yuhalattığınız arkadaşlarımızın hakkını artık bugün teslim etmeniz gerekmiyor mu?

Eğer hak, hukuk, kul hakkı kavramları sizin için önemliyse, itham ettiğiniz, yuhalattığınız, rencide ettiğiniz tüm bu insanlardan helallik dilemelisiniz.

Fakirleşmesine sebep olduğunuz milletimize de bir açıklama yapmak zorundasınız. Adeta kibrit çakılıp yakılan 130 milyar dolarlık döviz rezervini, hazinenin 1 trilyon 860 milyar liraya çıkan, iki yılda ikiye katlayan borcunu, yaşanan tüm kayıpları, mağduriyetleri açıklamak zorundasınız. Ülkemizin itibarının niçin kaybolduğunu izah etmelisiniz.

AKRABANIZIN ORTADAN KAYBOLMASIYLA BU AĞIR BEDELİN SORUMLULUĞU BUHARLAŞMAZ

Ve son olarak, bir kez daha hatırlatıyoruz. Bakan olarak görevlendirdiğiniz akrabanızın ortadan kaybolmasıyla, milletimizin ödediği bu ağır bedelin sorumluluğu buharlaşmaz, ortadan kaybolmaz. Partili bir cumhurbaşkanı olmayı, yani taraflı bir cumhurbaşkanı olmayı tercih eden sizsiniz. Bu sistemde yetki sizdedir, ama sorumluluk da sizdedir. Siyasi sorumluluğunuz gereği olarak vatandaşlarımıza bir açıklama borcunuz var. Bunu tekrar hatırlatmak isteriz.

MERKEZ'İN SADELEŞTİRMEYE GİTMESİ OLUMLU BİR ADIM

Dün yapılan toplantıda Merkez Bankası’nın politika faizlerinde sadeleştirmeye gitmesi öngörülebilirlik açısından olumlu bir adımdır.

Bununla birlikte, asıl önemli olan, Merkez Bankası’nın bağımsızlığına saygı duyulacağının, Banka’nın kararlarına müdahale edilmeyeceğinin ve Banka’nın elindeki araçları hiçbir baskı altında kalmadan kullanabileceğinin ortaya konulmasıdır. Bunun da söylemle değil, gerekli yasal ve kurumsal düzenlemeler ile güvence altına alınması gerekmektedir. Bugün Merkez Bankasına talimat verirsiniz, faizi yükseltir ama sürekli talimatla hareket eden bir Merkez Bankası bu ülkede de dünyada da güven ve itibar kazanamaz. Bu sağlanamadığı müddetçe, alınan kararların etkisi de sınırlı kalacaktır.

Bununla birlikte, para politikasının kredibilitesinin tesis edilebilmesi için Merkez Bankası’nın sadece faiz politikasıyla ilgili değil; kur politikası, rezerv birikimi ve kamu bankaları ile ilişkiler konularında da doğru adımları atması gerekmektedir. 

Son dönemde BDDK ve diğer kurumlar tarafından uygulamaya konulan aktif rasyosu gibi yanlış ve müdahaleci adımların da süratle ve köklü bir biçimde düzeltilmesi gerekmektedir.

Unutmamak gerekir ki, Merkez Bankası’nın, BDDK’nın ve diğer kurumların atacağı adımlar, ancak bütüncül bir programın parçası olduklarında ve kurumsal bağımsızlığı sağlayacak kalıcı adımlarla desteklendiğinde, kendilerinden beklenen sonucu verirler.

Bu kararlar ekonomi yönetim anlayışında ve kurumsal çerçevede kalıcı bir değişiklik çerçevesinde değil de günü kurtarmaya yönelik olursa, beklenen sonuçları vermezler. 

Şeffaflık, hesap verebilirlik, mali disiplin ve güvenin tesis edilmesi bakımından para politikasında atılan adımların, sıralayacağım alanlarda yapılacak değişiklik ve düzenlemelerle desteklenmesi büyük önem taşımaktadır:

1. 190 civarında değişiklik yapılan kamu ihale kanunu orijinal çıkış amacına uygun hale getirilmelidir. Bu kapsamda, “pazarlık usulü ile ihale” ya da “doğrudan temin” gibi istisna olması gereken ihale usulleri genel alım usulü gibi kullanılmaktan çıkartılıp, tüm ihaleler açık ve fırsat eşitliğine dayalı hale getirilmelidir.

2. Tüm kurumlar Sayıştay denetimine açılmalıdır. Doğru, hesaptan kaçmaz.

3. Bütçe disiplinini sağlamak için mali kural uygulaması hayata geçirilmelidir.

4. Bir kara delik haline gelmiş olan Varlık Fonu kapatılmalıdır.

5. Bir başka kara delik olan bazı kamu özel işbirliği projeleriyle ilgili gerekli adımlar atılmalı, hatalar tekrar edilmemelidir.

6. Büyük kaynaklar tüketecek olan ve bir rant projesi haline gelen Kanal İstanbul gündemden çıkarılmalıdır.

7. Döviz ve altın cinsinden iç borçlanma durdurulmalıdır.

8. Merkez Bankası Başkanı’nın ancak kendi kanununda yer alan hükümlere göre görevden alınabileceğine dair yasal düzenleme yapılmalıdır. Merkez Bankası Başkanı’nın başında sürekli Demokles’in kılıcı gibi tehdit sallandırırsanız, “dediğimi yapmazsan yarın kapı dışarıya atarım sizi” derseniz, o Merkez Bankası bağımsız değildir.

9.  Merkez Bankası, net döviz pozisyonunu şeffaf ve herkes tarafından izlenebilir bir şekilde yayınlamalıdır. Net rezervi hesap etmek için karmaşık yöntemlerin gerekmemelidir. Merkez Bankası bunu açık ve net koymalıdır ki bilmeyenler de öğrensin. Hele hele devletin en tepesindeki kişilerin ve kişinin bunu bilmeme ihtimali de başlı başına vahim bir tablodur.

10. Kamu bankalarını siyasi mülahazalarla kredi vermeye zorlamaktan vazgeçilmelidir.

11. Aktif rasyosu kaldırılmalıdır.

12. TÜİK tam bağımsız bir kurum haline getirilmeli, kurumsal kapasitesi güçlendirilmelidir. Halkımıza ve piyasalara doğru veriler açıklanmalıdır. Halkımızla makyajlı veriler değil, gerçek veriler paylaşılmalıdır.

13. Kural ve kurum bazlı ekonomi yönetimine geçişi sağlayacak ve ekonomi yönetiminin kurumsal kapasitesini güçlendirecek düzenlemeler süratle hayata geçirilmelidir."

TÜRKİYE ÇOKLU BİR SİSTEM KRİZİ YAŞIYOR

Son olarak tekrar altını çizmek isteriz ki, Türkiye ekonomisinde yaşanan sorunlar teknik bir mesele olmaktan çıkmıştır. Para ve maliye politikalarının iyileştirilmesi gereklidir. Ancak para ve maliye politikaları Türkiye’nin köklü ve yapısal sorunlarını tek başına çözmek için yeterli değildir. Gelinen noktada Türkiye çoklu bir sistem krizi yaşamaktadır. Bu durum adeta bazı hastalarda görülen çoklu organ yetmezliğine benzemektedir.

Partili cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemindeki tıkanma, hukuk ve kamu yönetim sistemine, oradan da ekonomiye yansımaktadır. Bu sistem krizi ve kötü yönetim anlayışı giderilmeden teknik revizyonlarla bu sıkıntıları aşmak mümkün değildir.

DEVA Partisi olarak ekonomide yaşanan sorunların kalıcı bir biçimde çözülebilmesinin ancak topyekun bir değişim ile mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bu kapsamda aşağıdaki adımların atılmasını çok önemli görüyoruz:

1. Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçilmelidir.

1. Hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığının tam olarak tesis edilmelidir.

2. İfade özgürlüğünün önündeki engeller kaldırılmalıdır.

3. İnsan hakkı ihlalleri önlenmelidir.

4. Katılımcı ve çoğulcu demokrasi anlayışı hakim kılınmalıdır. 

5. Kuralların, kurumsal yönetim anlayışının, ehliyet ve liyakatin hakim olduğu bir kamu yönetimi hayata geçirilmelidir.

2. Devlet müdahalesi yerini adil rekabete; kayırmacılık yerini fırsat eşitliğine; ranta dayalı büyüme yerini verimliliğe dayalı büyümeye; bırakmalıdır.

6. Parti programımızda da yer alan “güçlü, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyüme” stratejisi uygulamaya konulmalıdır.

1. Basiretli para, kur, maliye, borçlanma ve finans politikaları kurumsal ve kalıcı hale getirilerek makro ekonomik ve finansal istikrar sürdürülebilir kılınmalıdır.

YANGIN BÜYÜK, GERİDE BİR ENKAZ VAR

Sayın Erdoğan, geçenlerde “bize ders vermeye kalkmayın” dedi, beni de özellikle hedef alarak. Bize ders veremezsiniz diye kulaklarını kapatsa da, biz ülkemiz için doğru politikaları oluşturup dillendirmeye ısrarla devam edeceğiz. Bu bizim toplumsal ve ahlaki sorumluluğumuzun gereğidir. Bizi dinlemediklerinde ülkenin ne hale düştüğünü, nasıl perişan olduğunu da hep beraber görüyoruz. Bu ülke hepimizindir. 

Ders almayanların ülkeyi ileride de ne hale düşürebileceklerini de güçlü bir uyarıyla ifade etmek istiyorum. Burada hem ekonomiyle ilgili hem de genel anlamda tavsiyelerimizi, önerilerimizi ya da kendi ifadesiyle derslerimizi anlatıyoruz. Bunlara uyun, bunları yapın. Aksi halde bugünleri mumla ararız. 

Zamanında küçük adımlarla, az miktarda suyla söndürülebilecek yangının büyümesiyle ve o yangını söndürmek için büyük bir faiz artışının gerekmesiyle karşı karşıya kaldık. Geride büyük hasar var. Büyük yangının arkasında büyük hasar kalmış durumda.

Yangın büyük. Belki söndürmeye çalışıyorsunuz ama geride bir enkaz var. Tedbir almazsanız, yangın tekrar çıkacaktır. Biz uyarılarımızı ve tavsiyelerimizi, bu ülkede yeniden yangınlar çıkmasın, insanlar yeniden yoksulluğa mahkum olmasın, mevcut kriz daha da derinleşmesin diye açıkça ve samimiyetle söylüyoruz. Daha önceki uyarılarımıza dikkat etmediğinizde ülkeyi ne hale düşürdüğünüzü herhalde artık açık bir şekilde görüyorsunuz.

SORU-CEVAP

Bülent Arınç'ın Kavala ve Demirtaş açıklamaları: Ülkenin yargı sisteminde tutuklu yargılanmanın istisna olması, tutuksuz yargılanmanın esas olması lazım. Sayın Kavala'nın dosyasında tutuklu yargılamayı gerektirecek bir unsur yok. Serbest bırakılacağı gün yeni bir dosya ortaya çıkarılarak tutukluluğunun devam etmesini sağlayacak adımlar atıldı. Buradan çağrımız; tutuksuz yargılanma esas, tutuklu yargılanmanın istisna halini getireceği bir uygulamayı Türkiye'de görmeyi istiyoruz. Kaybolan yılları siz insanlara iade edemezsiniz bu kul hakkıdır. Tüm yargı sisteminin tutuksuz yargılamanın esas olacağı bir sisteme geçmesi gerekir. 

Adalet Bakanı Gül'ün açıklamaları ve Alaattin Çakıcı'nın CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na mektubu: İllegal yapılanmaların, suç örgütlerinin siyaset üzerinde etkili olduğu bir ülkeye sermaye gelmez. Yasal düzenlemelerimize göre açık bir suç olan tehdidi bir ana muhalefet liderine rahatça söyleyebilen ve bu söyleyen kişinin arkasında iktidar ortağının durduğu bir ülke artık bir hukuk devleti değildir. Bu açıkça bir suç. Bu kimsenin görmediği mahalle arkasında söylenen bir tehdit değil. Ama yargımız ne yapıyor biz bir adım atarsak başımıza bir iş gelir mi diye düşünüyor. İktidar ortağının bu suç örgütü liderine sahip çıkarken kullandığı ifadeler de çok önemli.