Atalarımızın dilinden düşürmediği o veciz söz vardır: “İnsan hiçbir şey bilmiyorsa, haddini bilmeli.” Bu söz, belki de günümüz toplumuna hiç olmadığı kadar ışık tutuyor. Özellikle de sosyal medyanın yaygınlaştığı, her bireyin kolaylıkla düşüncesini kitlelere ulaştırabildiği bir dönemde…
Geçtiğimiz günlerde Rize’nin İkizdere ilçesinde yaşanan bir olay bu sözü yeniden gündeme getirdi. Henüz hayat tecrübesi sınırlı, buluğ çağını yeni geçmiş, ilkokul mezunu ve çobanlıkla uğraşan genç bir kız, sosyal medya üzerinden siyasetin en üst makamlarından birine yönelik sözler sarf etti. Paylaşımında, “CHP’nin başına ben geçeyim, yüzde 50 oy alamazsam çobanlığı bırakırım, elimdeki hayvanları fakirlere dağıtırım” ifadelerini kullandı.
Kendi halindeki bir genç kızın bu çıkışı, ilk bakışta masumane bir espri gibi görülebilir. Ancak meselenin özü çok daha derindir. Çünkü burada mesele, bir gencin hayal kurması değil, bir asırlık çınar olan Cumhuriyet Halk Partisi ve onun genel başkanlık makamının küçümsenmesidir. Bu nedenle üzerinde durulması gereken nokta, saygı ve ciddiyet meselesidir.
Siyasi Makamlar ve Ciddiyet Meselesi
Cumhuriyet Halk Partisi, sadece bir siyasi parti değildir. Bu parti, Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş; Cumhuriyet’in temellerini atmış, çok partili hayata geçişte öncülük etmiş ve Türkiye’nin modernleşme sürecinde kritik roller üstlenmiş bir yapıdır. Böylesine köklü ve tarihi bir kurumu, birkaç satırlık sosyal medya paylaşımıyla alaya almak; ne sadece bir partiye, ne de sadece bir lidere yönelik bir tavırdır. Bu, aslında Cumhuriyet’in kendisine duyulması gereken saygıya gölge düşürmektir.
Gençlerin siyasete ilgi duyması elbette kıymetlidir. Hatta cesurca fikirlerini ortaya koymaları demokrasinin zenginliğidir. Fakat her ilgi, her cesaret, bilgiyle yoğrulmadığında kolayca ciddiyetsizliğe ve hadsizlik sınırına taşabilir.
Sosyal Medya Kahramanlığı ve Popülizm
Sosyal medyanın bir başka tehlikesi ise “kahramanlık” yanılsamasıdır. Birkaç paylaşım, birkaç beğeni ve övgü dolu yorum, kişilere olduğundan fazla bir özgüven aşılayabiliyor. Siyasi makamlar, bir ülkenin kaderini belirleyen sorumluluklarla doludur. Ancak sosyal medyanın hızlı ve yüzeysel yapısı, bu makamları adeta “şaka malzemesi”ne dönüştürebiliyor.
Bahsi geçen genç kızın paylaşımında 13 ayrı imla hatası bulunması, aslında konunun özünü özetler niteliktedir. Önce Türkçeyi doğru yazmayı öğrenmeden, bir ülkenin en köklü partisinin genel başkanlığına talip olunduğunu iddia etmek; bilgi ile özgüven arasındaki uçurumun en net göstergesidir.
Saygı Kültürünün Zedelenmesi
Bugün toplumumuzda en büyük sorunlardan biri de budur: Saygı kültürünün aşınması. Siyasi partiler, kurumlar, hatta devletin temel değerleri, sosyal medyada alay konusu yapılabiliyor. Oysa siyasete dair eleştiri ile küçümseme arasında kalın bir çizgi vardır. Eleştiri, bilgiyle yapılır; küçümseme ise cehaletin ürünüdür.
Cumhuriyet Halk Partisi, dünkü bir parti değildir. Bu devletle yaşıt, bu milletin hafızasında kök salmış, acıların ve zaferlerin içinde yoğrulmuş bir siyasi yapıdır. Dolayısıyla kim olursa olsun, bu partiyle dalga geçme hakkına sahip değildir.
Gençlere Düşen Sorumluluk
Bu noktada gençlere de önemli bir görev düşmektedir. Gençler, ülkenin geleceğidir. Onların siyasete katılımı, fikir üretmesi, hayal kurması elzemdir. Ancak bu katılım, bilgisizlik ve hafiflikten değil; bilgi, donanım ve sorumluluk bilincinden doğmalıdır. Haddini bilmek, küçülmek değil; büyümenin ilk adımıdır.
Atatürk, gençliğe hitabında Türk gençliğine büyük bir sorumluluk yüklemiştir. Bu sorumluluk, ciddiyet, bilgi, ahlak ve saygı ile yoğrulmalıdır. “Ben olsam yaparım” kolaycılığından sıyrılıp, “Ben öğrenir, çalışır ve liyakatimle hak ederim” anlayışına yönelmek gerekir.
Bugün ülkemizde siyaset, toplumsal yaşamın merkezinde yer almaktadır. Her bireyin söz söyleme hakkı vardır; ancak her sözün bir sorumluluğu da vardır. Sosyal medyada yazılan birkaç satır, bir gencin özgüvenini yansıtabilir; fakat aynı zamanda bir milletin değerlerini de incitebilir.
Bu nedenle atalarımızın sözü bir kez daha hatırlatılmalıdır: “İnsan hiçbir şey bilmiyorsa, haddini bilmeli.”
Çünkü haddini bilmek, bilgisizliği kabullenmek değil; bilgiye giden yolda ilk adımdır. Haddini bilen, öğrenmeye başlar. Öğrenen ise büyür, olgunlaşır ve bir gün gerçekten ülkesine yön verecek noktaya gelir. Ama bunun yolu, alay etmekten değil; çalışmaktan, okumaktan ve saygıdan geçer.