Kazmaz, örgüt suçundan beraat edilmesinin rüşvet veya ihale suçlarının da otomatik olarak ortadan kalktığı anlamına gelmediğini belirterek, “Kişiler örgüt oluşturmadan da birlikte suç işleyebilir. Ancak asıl soru şudur: Madem ortada örgüt yoktu; soruşturma neden başından itibaren ‘suç örgütü’ iddiasıyla yürütüldü?” ifadelerini kullandı.
“İnsanlar neden örgüt suçlamasıyla tutuklandı?”
Soruşturma sürecinde uygulanan tedbirlerin de sorgulanması gerektiğini savunan Kazmaz, geniş kapsamlı arama, dinleme ve malvarlığı tedbirlerinin hangi gerekçelerle uygulandığının açıklanması gerektiğini ifade etti.
Kazmaz, “İnsanlar neden bu suçlamayla tutuklandı, geniş arama, dinleme ve malvarlığı tedbirlerine maruz bırakıldı?” sorusunu yönelterek, verilen beraat kararının soruşturmanın başlangıcındaki örgüt iddiası bakımından önemli bir tartışma yarattığını dile getirdi.
“Aktaş etkin pişmanlıktan yararlandı”
Kazmaz, davanın dikkat çeken noktalarından birinin, örgütün lideri olduğu ileri sürülen Aziz İhsan Aktaş’ın tutuklanmasının ardından verdiği ifadeler olduğunu söyledi.
Aktaş’ın ilk ifadelerini değiştirdikten sonra rüşvet suçları bakımından etkin pişmanlık hükümlerinden yararlandığını belirten Kazmaz, Aktaş’ın rüşvet suçlarından ceza almadığını, yalnızca bir ihaleye fesat karıştırma eylemi nedeniyle 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptırıldığını aktardı.
Buna karşılık Aktaş’ın suçladığı kişilerin ağır cezalara mahkûm edildiğini belirten Kazmaz, bu durumun hukuki açıdan ayrıntılı biçimde incelenmesi gerektiğini söyledi.
“Etkin pişmanlık beraat değildir”
Etkin pişmanlık ile beraat kararının birbirinden farklı hukuki sonuçlar doğurduğuna dikkat çeken Kazmaz, “Etkin pişmanlık beraat değildir. Mahkeme, suçun işlendiğini kabul etmekte; ancak kanundaki özel şartlar nedeniyle ceza vermemektedir” değerlendirmesinde bulundu.
Türk Ceza Kanunu’nun 254. maddesine atıfta bulunan Kazmaz, rüşvet veren kişinin etkin pişmanlık kapsamında cezasızlıktan yararlanabilmesi için, somut rüşvet olayını resmi makamların öğrenmesinden önce kendiliğinden açıklaması gerektiğini ifade etti.
Bu noktada mahkemenin cevaplaması gereken bazı sorular bulunduğunu belirten Kazmaz, “Aktaş’ın açıkladığı rüşvet olayları daha önce biliniyor muydu? Aktaş’ın beyanlarını doğrulayan banka kaydı, para hareketi, mesaj, kamera görüntüsü veya başka bağımsız deliller var mıydı?” sorularını yöneltti.
“Örgüt anlatımı kabul edilmezken diğer sanıklara nasıl dayanak oldu?”
Kazmaz, Aziz İhsan Aktaş’ın örgüt anlatımının mahkeme tarafından kabul edilmemesinin, aynı anlatımın diğer sanıklar açısından hangi ölçüde delil olarak değerlendirildiği sorusunu gündeme getirdiğini söyledi.
“Aktaş’ın örgüt anlatımı kabul edilmezken, aynı anlatım diğer sanıklara ağır ceza verilmesinde nasıl belirleyici olabildi?” diyen Kazmaz, yargılamalarda kişisel beyanların bağımsız ve somut delillerle desteklenmesinin önemine dikkat çekti.
“İBB davası açısından da ciddi sonuçları olabilir”
Verilen kararın İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasındaki örgüt suçlamasını kendiliğinden ortadan kaldırmayacağını belirten Kazmaz, iki dosyanın hukuken birbirinden ayrı olduğunu ifade etti.
Bununla birlikte Aktaş’ın ifadelerinin İBB iddianamesinde önemli bir dayanak olarak kullanılması halinde, söz konusu beraat kararının bu dosya açısından ciddi hukuki sonuçlar doğurabileceğini savunan Kazmaz, mahkemenin Aktaş’ın beyanlarını diğer somut delillerle birlikte değerlendirmesi gerektiğini söyledi.
Kazmaz, Ekrem İmamoğlu ve diğer sanıklar yönünden örgüt iddiasının yalnızca Aktaş’ın beyanlarına dayandırılamayacağını belirterek, örgüt suçunun unsurlarının bağımsız delillerle ortaya konulması gerektiğini ifade etti.
“Hukukta suçlamanın büyüklüğü değil, delilin gücü esastır”
Kazmaz açıklamasının sonunda yargıya olan güvenin korunmasının önemine dikkat çekti.
“Hukukta suçlamanın büyüklüğü değil, delilin gücü esastır” diyen Kazmaz, bir kişiye etkin pişmanlık kapsamında ceza verilmezken, aynı kişinin beyanları üzerinden başka kişilerin uzun yıllar hapis cezasına mahkûm edilmesi durumunda bunun hukuki ve vicdani gerekçesinin açıkça ortaya konulması gerektiğini söyledi.
Kazmaz, aksi durumda tartışmanın yalnızca bir mahkeme kararıyla sınırlı kalmayacağını belirterek, yargının eşitliği, tarafsızlığı ve toplumun adalete duyduğu güvenin de tartışma konusu haline geleceğini ifade etti.