Platform tarafından yapılan açıklamada, Antalya’da iki farklı zirvenin düzenleneceği belirtilerek, bunlardan birinin devletler ve şirketlerin temsil edildiği bir zeminde, diğerinin ise iklim krizinin etkilerini doğrudan yaşayan halkların katılımıyla gerçekleştirileceği ifade edildi.
“İklim krizi uzak bir gelecek değil”
Bodrum Çevre Platformu, iklim krizinin uzak bir geleceğe ilişkin bir tehdit olmadığını vurgulayarak, orman yangınları, hava kirliliği, kuraklık ve taşkınların yanı sıra geçim kaynaklarında yaşanan sorunların da krizin sonuçları arasında bulunduğunu belirtti.
Açıklamada, iklim krizinin yükünün krize en az katkıda bulunan kesimler tarafından taşındığı savunularak, çevre politikalarının bu açıdan değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi.
“Sürdürülebilirlik söylemi vitrine dönüşebilir”
Panel ve bildirilerin tek başına yeterli olmayacağını belirten platform, doğa tahribatının devam ettiği koşullarda kullanılan “sürdürülebilirlik” söyleminin uygulamadan uzaklaşarak yalnızca bir vitrin haline gelebileceği uyarısında bulundu.
Açıklamada, çevre politikalarına ilişkin temel soruların “Kim karar veriyor, bedeli kim ödüyor ve yaşam alanlarını kim savunuyor?” olduğu ifade edildi.
“Halkların sesi yükselmeli”
Bodrum Çevre Platformu, çevre sorunları karşısında sessiz kalınmasının doğa tahribatının devam etmesine zemin hazırlayacağını savunarak, Antalya’daki toplantılarda halkların ve çevre mücadelesi yürüten kesimlerin sesinin daha güçlü duyulması çağrısında bulundu.
Platform, temiz hava, su ve toprağın yanı sıra yaşam hakkının korunması için çevre mücadelesinin büyütülmesi gerektiğini belirtti.
Açıklamanın sonunda iklim krizinin kaçınılmaz bir kader olmadığı, alınan siyasi ve ekonomik kararlarla bağlantılı olduğu ifade edilerek, değişimin ortak mücadeleyle mümkün olabileceği mesajı verildi.