RİZE
Giriş Tarihi : 31-07-2021 17:47   Güncelleme : 31-07-2021 17:53

Yüz Gün Değil Yüz Yılda Geçse Köyümüze Sahip Çıkacağız

İkizdere’ ye bağlı Eşkencedere’ de köylerine Cengiz İnşaat için taş ocağı yapılmaması için eylemin başlatan kadınların bu eylemlerinin 100. Gününde bir basın açıklaması yapıldı

Yüz Gün Değil Yüz Yılda Geçse Köyümüze Sahip Çıkacağız

 

 

İkizdere Direnişçilerinin açıklamasında, “İkizdere, Eskenci' de yapılması planlanan taş ocağına karşı başlattığımız direnişin 100. günündeyiz. “Direniş varsa umut da vardır” sesiyle başlayan ilk hareketimiz bir çığ gibi büyüdü, hem Türkiye’de hem uluslararası platformda büyük bir yankı uyandırdı. Bizler İkizdereliler olarak ilk günkü heyecan ile yine buradayız yine yaşam alanımızı, doğamızı, yaban hayatını, çiçeğimizi, ağacımızı, havamızı, suyumuzu korumak için var gücümüzle dimdik mücadelemize devam etmekteyiz” dendi.

Yapılan açıklamada, “Bu süreçte kolay olan vazgeçmek olduğunu ama bunu hiçbir zaman düşünmediklerini kaydeden direnişçiler, “Direnişimiz ilk gününde dozerlerin karşısında durarak başladı.  Arı kovanlarımızdan barikat kurduk, kadınlarımız bedenlerini siper ederek iş makinelerini durdurmaya çalıştırlar. Ağaçlarımıza çıkarak onları korumaya çalıştık, saatlerce ağaç tepelerinde bekleyerek ağaç ağaç ormanızı korumaya çalıştık. İkizdere de tarihinde olmayan yasaklamalar açıklandığın da bile durmadık yılmadık.  100 günlük süreçte, sadece İkizdere’de değil İstanbul ve Ankara’da da sesimizi duyurduğumuz etkinlikler yaptık. İstanbul Kadıköy’de basın açıklamaları gerçekleştirdik. Ankara’da siyasi partilere ziyaretler yaparak bize destek olan siyasi yetkilileri iadeyi ziyaret gerçekleştirdik. Direnişimizin başından beri siyasi parti temsilcileri,  Demokratik kitle örgütleri odalar, barolar, ekoloji dernekleri alanda yanımızda oldu. Biz herkesi alana davet ettik ve biz herkese gitmek istedik. Sesimizi duyurmak yanlışa dur demek için destek aradık. Hiçbir zaman parti ayrımı yapmadan destek arayışımız devam etti. Bu dava partiler üstü siyaset üstü bir davaydı çünkü. Atalarımızın yüzyıllardır yerleştikleri bu toprakları bu mirası savunduğumuzda bizleri kolluk güçleri ile karşı karşıya getirdiler. Darp edildik, biber gazı yedik, gözaltına alındık. Ceza üstüne cezalar geldi. Marjinaller olarak ilan edildik. Yapılacak limana karşı olduğumuzu iddia ederek bizi yatırımlara karşı olan bölücü olarak yaftalamak istediler. Bu doğa katliamını meşrulaştırmak için her türlü ithamlarda bulunmaktan çekinmediler. Köylülerimiz türlü türlü yalanları söyleyerek kandırmaya çalıştılar. Para teklif ettiler, kabul etmeyen emekçi köylülerimizi çalıştıkları işten atmakla tehdit ettiler. Direnişi desteklemeye devam eden kardeşlerimizi işlerinden attırdılar. Oysa biz sadece alternatifi varken yeni bir katliama karşı durduk. Başka bir gayemiz yoktu. Başka planlarımız olmadı. Hiçbir siyasi kimlik altında girmedik. Hiçbir örgütsel oluşumların içinde olmadık. Biz, sadece köyüne sahip çıkan ve Anayasal hakkımızın bilince olan, toprağını koruyan insanlardık. O yüzden vazgeçmedik! Kadınlarımız yerlerde sürüklendi. Onlar hep ön safta durarak direnmeyi tercih etti. Tabiat ana Karadeniz kadının ruhunda yeniden hayat buldu. Yağmur çamur demeden işini gücünü evini çoluğunu çocuğunu bırakıp alandan ayrılmamayı tercih etti. Burası dışarıdan bakan için bir orman belki ama burada yaşan kadınların yuvası, evi, barınağı, geçim kaynağı… Karadeniz kadınının bu vakur duruşu tarihe direniş emsali olarak yazıldı. Mesele bir ağacın yok edilme meselesi değildir. Bütünüyle bir eko sistemin geri dönüşü olmayacak bir yıkımını engellemektir” dediler.

Yapılan açıklamada, “Yaşanan küresel ısınmada iklim değişikliğinde can suyu olacak İkizdere vadisinin kurtarılma meselesidir. Deli balın yok edilmemesi meselesidir. Yarınlara bırakılacak temiz bir dünya meselesidir. Çünkü orman çocuklarındır! Bu direniş çocuklarımız için yarınlara bırakacağımız bir kazanım olmalıdır. Cengiz İnşaat’ın kazanımı olmamalıdır! Doğayı geri dönüşü olmayan bir tahribata sürüklemeye bizler razı değiliz ve yine bu işleyişe şiddetle karşı çıkıyoruz. Yapılacak liman için gerekli taş madeninin yeri burası değil! “Mevcut taş ocağı varken yenisi açılmayacak” taahhüdünü edenlerin bu sözü tutmasını bekliyoruz. Bölgede zaten hali hazırda taş ocağı varken bu bir yatırım değil, yeni taş ocağı tam anlamıyla bir katliamdır.  100 günlük serüven yerel, ulusal ve hatta uluslararası basında da yerini buldu. Biz küçük bir İkizdereli grup olarak çıktığımız bu yolda büyük bir dayanışma grubu olarak bugünlere geldik. Şimdi, hoyratça yok edilen ormanımızdan geri kalan fidanları kurtarma gayesinde çalışmalar yapıyor, direnişimizi tek bir ağaç kalana dek sürdüreceğimizi ifade etmek istiyoruz. Yapılan her haksız ve hukuksuz yaklaşımlar bu direnişte yer alan herkesi derinden üzdü ama ne fiziki ne psikolojik şiddet bize geri adım attırmadı. O yüzden pek çok mücadeleye örnek oldu bizim davamız. Çünkü bu sadece İkizdere’nin değil Türkiye’nin meselesidir, davasıdır! Geride bıraktığımız 100 gün sesimize ses olan basın mensuplarına, sanat, bilim, siyaset, toplumun önde gelen değerli isimlerine, doğa aktivistlerine, doğa ve çevre duyarlılığı olan kuruluşlara, STK’lara, meslek örgütlerine, kadınlarımıza çocuklarımıza yanımızda olan herkese sonsuz teşekkürlerimizi bildiririz.

Son günlerde üst üste yaşanan sel felaketlerinin gösterdiği gibi doğayı tahrip eden anlayış hiçbir zaman kazanamayacaktır. Kaybeden yine mazlum halktan başkası olmayacaktır. Yol yakınken TAŞ Ocaklarından vazgeçin!

Son olarak; Ülkemizin pek çok yerinde yaşanan orman yangınları yüreklerimizi yakarken bugün onlar için de bir ses yükseltmek için toplandığımızı, hayatını kaybedenlerin de yasını tuttuğumuzu belirtmek isteriz. Ağaçlar ve tüm canlılar kahreden bir acı ile yok olurken, bile bile hoyratça katledilmek istenen ormanımızı vadimizi yaban hayatın daha da güçlü bir kararlılıkla korumaya devam edeceğiz!” dediler