Son yıllarda yaptığımız gözlemlerimize göre eğitim sistemimizin çok farklı bir noktaya evirildiğini görüyoruz. Teknolojinin hızla gelişmesiyle dokunmatik araçlar , her öğrencimizin evlerinde demirbaş olarak yerlerini aldılar. Öğrenci istediği bilgiye anında bir tuşa dokunarak ulaşabilmektedir. Bu durum öğretmenlere ihtiyacın azalacağı konusunu bir çok kez gündeme getirmiştir. Ama biz her zaman öğretmene olan ihtiyacın, hiçbir zaman bitmeyeceğini ısrarla savunuyoruz.
Çağın gerektirdiği öğrenci zihni, sorgulayan , eleştiren , analiz , sentez ve değerlendirme aşamalarını yapabilecek düzeyde olmalıdır tabi ki. Fakat okulları sadece teorik bir bilgiyi aktarma noktaları olarak görmek yanlış olacaktır. Okullar sadece bilgi yuvaları değil aynı zamanda sosyalleşmenin temel odaklarıdırlar. İnsanın bir sosyal varlık olduğundan yola çıkacak olursak, okulların sosyal evler olduklarını açıkça ortaya koyabiliriz. Peki bu dokunmatik duygular içinde boğuşan öğrencilerimizin kafalarındaki soruları, biz öğretmenler olarak ne kadar aza indirebiliriz?
Öyleyse biz öğretmenler olarak da başka bir noktaya evrilmemiz gerekmiyor mu artık?
Yapay zekanın hızla geliştiği ve bir çok mesleğe hakim olduğu bu süreçte insan beyninin üzerinde hiçbir gücün olmadığını gösterme vakti sizce de gelmedi mi?
Araştırmaların çoğu günümüzde halen öğrencilerin sadece kavrama basamağına erişebildiğini göstermektedir. Oysa ki bizim öğrencilerimiz en az analiz , sentez basamağında olması gerekiyor. Sorgulayan, araştıran , değerlendiren ve değerlendirme sonuçlarına göre kendisine çözüm önerileri sunan beyinlere ihtiyacımız var bizim. Bunu başarabildiğimizde belki de tam öğretmen olacağız.
Ders bitse de eve hemen gitsem zihniyetiyle girdiğimiz bir dersten, bahsettiğimiz hedeflerden söz etmek mümkün olmayacaktır. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsak değişime kendimizden başlamalıyız. Bazen de acımasız olarak öğretmen olarak kendimizi eleştirebilmeliyiz. Dünyayı sarsan pandemi döneminde bile dokunmatik ortama bir anda girdiğimizde ne kadar bocaladığımıza şahit olmadınız mı? Bugün dokunmatik ekranlar , eskinin tebeşiri ,kara tahtası kadar basitleşmiş durumda. Biz bunların üzerinde buluşlar ortaya koymadığımız her gün, geriye doğru yol alıyoruz. Tam da ‘gece gece icat çıkarma’ dediğimiz noktadayız. İcat çıkarmaların vakti geldi de geçiyor maalesef.
Bahanelere sığınmak, insanları sadece duraklatır hatta geriye doğru yol almasını sağlar. Öğretmen olarak bahaneler üretmek yerine çözüm önerileri üretmeyi öncelik haline getirmeliyiz.
Bilgi artık her yerde. Öğretmenden daha bilgili öğrencileri de gördü bu gözler. Gelecek nesil öğrencilerin, bir öğretmenden daha hızlı bir soruyu cevaba kavuşturduğunu görmek çokta şaşırtmasın sizleri. Peki Öğretmenin rolü bu noktadan sonra ne olacak ?
Öğretmen ve öğrenci tabi ki dokunmatik araçları hayatlarında kullanacaklardır. Hatta önümüzdeki yıllarda bu araçlar , demode olarak tozlu raflarda yerlerini alacaklardır. Bizim bu süreçten sonra tek gayemiz, GÖNÜLLERE DOKUNMAK olacaktır…
Kaynak: Dr. Gökmen KILIÇ- Dokunmatik Okullar