Hikâyenin başlangıcında ise 3 Kasım 1975 tarihi bulunuyor.
Hacettepe Üniversitesi Hastanesi’nde, bir anneden 12 yaşındaki oğluna gerçekleştirilen böbrek nakliyle Türkiye’de ilk canlıdan böbrek nakli yapıldı. Prof. Dr. Mehmet Haberal ve ekibinin gerçekleştirdiği bu operasyon, Türkiye’de organ nakli tarihinin önemli dönüm noktalarından biri oldu.
Ancak bu yalnızca bir başlangıçtı.
“İLKLER” PEŞ PEŞE GELDİ
Haberal ve ekibinin çalışmaları sonraki yıllarda da devam etti. 1978 yılında Türkiye’de ilk kadavradan böbrek nakli gerçekleştirilirken, 1979’da Türkiye’de ilk yerli kaynaklı kadavradan böbrek nakli yapıldı.
Organ nakli alanındaki çalışmalar böbrek nakliyle sınırlı kalmadı.
8 Aralık 1988’de Türkiye’nin yanı sıra Orta Doğu ve Kuzey Afrika açısından da ilk olarak kayda geçen başarılı kadavradan karaciğer nakli gerçekleştirildi.
1990 yılında ise çocuklarda canlıdan kısmi karaciğer nakli Türkiye, bölge ve Avrupa açısından bir ilk olarak tarihe geçti. Aynı yıl erişkinde canlıdan kısmi karaciğer nakli de dünyada ilk kez gerçekleştirildi.
16 Mayıs 1992’de gerçekleştirilen canlı donörden eşzamanlı karaciğer ve böbrek nakli ise dünya tıp tarihinde bir başka ilki ortaya koydu.
SADECE AMELİYATHANEDE DEĞİL, HUKUKTA DA İZ BIRAKTI
Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın organ nakli alanındaki çalışmaları yalnızca tıbbi uygulamalarla sınırlı kalmadı.
1979 yılında organ ve doku nakline ilişkin 2238 sayılı kanunun yürürlüğe girmesi, Türkiye’de organ naklinin hukuki altyapısının oluşturulması açısından önemli bir dönüm noktası oldu.
1993 yılında Başkent Üniversitesi’nin kurulmasıyla birlikte ise sağlık, eğitim ve bilim alanındaki çalışmalar kurumsal bir yapıya kavuştu.
1975’TE ATILAN ADIM, BÜYÜK BİR ALANIN ÖNÜNÜ AÇTI
Bugün Türkiye’de organ nakli alanında gerçekleştirilen çalışmaların arkasında yıllar süren bilimsel birikim, eğitim, araştırma ve sağlık altyapısı bulunuyor.
Bu hikâyenin dikkat çekici taraflarından biri de 1975 yılında gerçekleştirilen bir böbrek naklinin, ilerleyen yıllarda birbirini takip eden çok sayıda tıbbi gelişmenin önünü açması.
Bir hekim…
Onlarca yıl süren bilimsel çalışma…
Sayısız organ nakli…
Türkiye, bölge ve dünya tıp tarihinde kayda geçen “ilkler”…
Ve organ naklinin hukuki altyapısının oluşmasına yönelik çalışmalar.
Prof. Dr. Mehmet Haberal’ın kariyerinin organ nakli tarihindeki yeri, bu açıdan yalnızca bir kişinin başarı öyküsü olarak değil, Türkiye’de bir tıp alanının gelişim süreci olarak da okunabilir.
Belki de asıl soru burada başlıyor:
Türkiye’nin tıp tarihinde bu kadar çok “ilk” ile anılan bir bilimsel hikâye, neden toplumda daha fazla konuşulmuyor?