Lozan Antlaşması 103 yılı geride bıraktı: “Gizli maddeler” masalının perde arkası

Türkiye'nin bağımsızlık belgesi olan Lozan Barış Antlaşması'nın üzerinden 103 yıl geçti. Diplomatik süreçten gizli madde iddialarına, Musul meselesinden Ege adalarının durumuna kadar tarihçiler, antlaşma hakkında sorulan soruları yanıtladı.

AKTUEL - 24-07-2026 13:24

Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası alandaki kurucu belgesi niteliğini taşıyan Lozan Barış Antlaşması, 24 Temmuz 1923’teki imza töreninin ardından 103 yılı geride bıraktı. İsviçre’nin Lozan kentinde imzalanarak Türk devletinin siyasal ve ekonomik bağımsızlığını tüm dünyaya tescil ettiren antlaşma, Türk tarihinin dönüm noktalarından biri olmayı sürdürüyor.
Büyük Taarruz'un ardından Yunan ordularının yenilgiye uğratılmasıyla 11 Ekim 1922'de İngiltere ve Fransa tarafından imzalanan Mudanya Mütarekesi, diplomatik sürecin önünü açtı. İsviçre'deki barış görüşmelerine hem Ankara yönetimi hem de İstanbul'daki saltanat idaresi davet edilince, TBMM 1 Kasım 1922 tarihinde saltanatı ilga etti. Böylece Türkiye’yi masada yalnızca Ankara hükümeti temsil etti.
Mudanya’da diplomatik başarı sağlayan dönemin Dışişleri Bakanı İsmet Paşa liderliğindeki Türk heyeti; İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya ve Yugoslavya temsilcileriyle çetin müzakerelere girişti. Müzakerelerde ABD gözlemci, Sovyetler Birliği ise Boğazlar gündemiyle yer aldı.
Uzman tarihçiler, Lozan’la ilgili gerçekleri BBC News Türkçe’ye değerlendirdi. Boğaziçi Üniversitesi Atatürk Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevtap Demirci, Ankara hükümetinin masadaki temel gayesinin askeri zaferleri diplomatik alanda onaylatmak ve tam siyasi ile iktisadi bağımsızlığı kazanmak olduğunu ifade ediyor.
Utretch Üniversitesi'nden tarihçi Dr. Ozan Özavcı ise Türk heyeti açısından Doğu Anadolu'da bir Ermeni devleti kurulması tasarılarının kırmızı çizgi sayıldığını ve kesinlikle reddedildiğini aktarıyor. Müzakerelerin en uzun bölümünü oluşturan Osmanlı borçları konusu ise Türk tarafının önerisiyle, imparatorluktan ayrılan devletler arasında bölüştürülerek çözüme kavuşturuldu. Türkiye kendi payına düşen borç ödemelerini 1954 yılında tamamladı.
Yeditepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Murat Arslan, antlaşmanın Türkiye'nin ulus devlet yapısını uluslararası toplumda tescil ettiğini vurgulayarak müzakerelerin Türkiye adına oldukça başarılı sonuçlandığını belirtiyor. Görüşmeler sonucunda Hatay haricindeki mevcut Türkiye sınırları uluslararası alanda tanındı. Kapitülasyonların kaldırılmasıyla iktisadi egemenlik sağlandı, Batı Trakya'daki Türkler ile Türkiye'deki gayrimüslimlerin azınlık hakları güvenceye alındı.
Buna karşın bazı stratejik konularda geçici tavizler verildi:
Boğazlar Bölgesi: Boğazların silahsızlandırılması ve Uluslararası Boğazlar Komisyonu idaresine bırakılması kabul edildi. Bu durum, Türkiye'nin 1936'da imzaladığı Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile tam egemenlik lehine değişti.
Musul Sorunu: İsmet Paşa'nın, Misak-ı Milli sınırları içerisinde yer alan Musul’dan taviz vermemesi nedeniyle tıkandığından konferans gündeminden çıkarıldı. İkili görüşmeler ve Milletler Cemiyeti süreci sonunda, 1926 Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük petrol gelirinin 25 yıllığına yüzde 10'u karşılığında Irak'a bırakıldı.
Ege Adaları: Midilli, Sakız, Sisam gibi adaların Yunanistan'a bırakılması ve 12 Ada üzerindeki haklardan feragat edilmesi metne geçirildi. Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları ise Türkiye kontrolünde kaldı. Akademisyenler, söz konusu adaların kontrolünün Lozan'dan çok önce, Trablusgarp ve Balkan Savaşları sürecinde kaybedildiğini, antlaşmanın fiili durumu hukuki statüye kavuşturduğunu vurguluyor.
Kamuoyunda zaman zaman dile getirilen "Lozan'ın gizli maddeleri olduğu" ya da "100. yılda antlaşmanın geçerliliğini yitireceği" yönündeki söylemler uzmanlarca yalanlanıyor. Prof. Dr. Sevtap Demirci, İngiliz arşivlerinde yaptığı geniş çaplı araştırmalarda gizli belgelere rastlamadığını ifade ederken; Dr. Murat Arslan, devletlerin parlamentolarında onaylanan uluslararası metinlerde gizli hükümler bulunamayacağını ve sınır belirleyen antlaşmaların doğası gereği süresiz olduğunu kaydediyor.
Dönemin TBMM Başkanı Mustafa Şentop da, Nisan 2023'te basın mensuplarına yaptığı bir değerlendirmede "Bir anlaşma yapıldığı zaman bu anlaşma, imzalayan ülkelerin parlamentolarına gelir, orada onaylanır. Gizli olan bir hüküm nasıl parlamentoda onaylanacak? Kim bakacak, değerlendirecek de onay verilecek? Uluslararası anlaşmalarda gizli bir hüküm olamaz." İfadelerini kullanmıştı.
Uzmanlar gizli maddeler hakkındaki iddiaları “komplo teorisi” olarak değerlendiriyor. Ozan Özavcı, "Neden gizli maddelerin olduğunu düşünüyoruz? Asıl sorulması gereken bu. Balkanların ve Ortadoğu'nun o dönemki Avrupa'nın büyük devletleri arasında bir oyun sahası haline gelmiş olmasına bakmak gerekiyor. Bunlar 100, 150 yıllık siyasi ve tarihsel bir travma oluşturuyor.” dedi. Bu travmanın, komplo teorilerine inanmaya yönelik yatkınlığın temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.
Nitekim antlaşmanın Onaylı Onay Metinleri’nde herhangi bir zaman kısıtlaması veya geçerlilik süresi de yer almıyor. Tarihçiler, bu tür iddiaların bölgenin geçmişte yaşadığı siyasal travmalardan beslenen komplo teorilerinden ibaret olduğunu belirtiyor.

Günün Diğer Haberleri