İlyas GÜR
Batum’a gitmek için Rize’den yola çıktım. Yaklaşık bir buçuk saat sonra, sarp sınır kapısına ulaştım. Gürcistan vize istemediği için kimlikle, günlük pasaport kâğıdı doldurarak gümrüğe ulaştık. Yabancı vatandaşların muaf olduğu 150 TL’lik yurt dışı çıkış harç pulunu vezneye yatırarak Türk gümrüğünde sıra beklemeye başladık. Gümrükte sayabildiğim kadarıyla on gişe olmasına rağmen ne hikmetse sadece ikisi çalışıyordu. Gelen turlarla birlikte insanlar uzun kuyruklar oluşturdular. Yaklaşık bir saat sıra beklemek zorunda kaldık. İnsanlar ne kadar tepki gösterirse göstersin, yetkililerin hiç kimseyi duymaya niyetleri yoktu. Türk gümrüğünü bir saatte geçtikten sonra, Gürcistan gümrüğünü ise ne hikmetse sadece on dakikada geçtik. Türk gümrüğünde olmayan klimalar, Gürcistan gümrüğünde muntazam çalışıyorlardı. Anlaşılan ülkemizde olduğu gibi gümrüğümüzde de iş ehline verilmemişti. Gümrükleri geçtikten sonra, Gürcistan’ın yerel parası olan LARİ “Gel” almak için çenç ofisine gittim. Bir larinin yaklaşık olarak 11 TL olduğunu görünce gözlerime inanamadım. Kendi kendime gerçekten de ülkemiz uçuyormuş, dedim. Turların konakladığı park alanına ulaşınca araçtan inerek ilk öce “Ali ve Nino” aşk heykellerini ziyaret ettik. Gerçekten de görülmeye değer bir eser ve çileli bir aşk hikayesi dinledik. Ardından isteyen kişiler simge dönme dolaba bindiler. Dönme dolaptan sonra gezimiz tekne turuyla devam etti. Tekne gezisinin ardından Batum sahilinden yürüyerek deniz feneri ve alfabe kulesini gördükten sonra, Batum Bulvarına geçtik. Orada bambu ormanı ve ışıklı su gösterilerin yapıldığı fıskiyeli havuzu gördük. Konsolosluğun önünden geçerek Poseidon Heykelinin bulunduğu alana ulaştık. Oradan Avrupa Meydanına gittik. Özellikle gençler meydanda bulunan su fıskiyesinde eğlenceli zamanlar geçirdiler. Bol bol fotoğraf çekerek, kiliseleri ziyaret ettik. Kilise ziyareti sonrasında en çok beğendiğim mekân olan Piazza Meydanına gittik. Meydanda cafeler ve lüks butik oteller vardı. Batum gezimizin son durağı “Orta Camiydi” .1866 yılında Batum’da yaşayan Müslüman ailelerin girişimleriyle yapılan cami oldukça fazla rağbet görüyordu. Günde beş vakit sesli okunan ezanı dinleme fırsatı bularak, hazır gelmişken bizlere de bu camide namaz kılmak nasip oldu. Camiye girdiğimde en çok dikkatimi çeken caminin süslemeleri ve boyamalarıydı. Rehberimize sorduğumda, bu boyamaların Gürcistan’ın kültürüne uygun olarak yörede yaşayan laz ustalarca boyandığını öğrendim. Gerçekten de ülkemizdeki camilerden farklı olarak Batum’daki “Orta Camide” adeta bir renk cümbüşü vardı. Program sonunda “Batum Mevlâna Restoranında” yemek yedik. İlgi ve alakalarından ötürü başta Ali İhsan Bey olmak üzere tüm çalışan personele teşekkür etmek isterim. Yolunuz Batum’a düşerse kesinlikle Mevlâna Restorandı sizlere tavsiye ederim. Serbest zamanda Batum sahilinde yürüyüş yaptıktan sonra, tekrar dönüş yolculuğuna geçtik. Yine Gürcistan gümrüğünde sıra beklemedik ama Türk gümrüğünde ortalama yarım saat beklemek zorunda kaldık. Aynı sayıda insanın geçiş yaptığı bu iki gümrükte birinde sıra beklemeyip, Türk gümrüğünde bu rezilliği yaşıyorsak, iş bilmezlerin yine iş başında olduklarını üzülerek ifade etmek istiyorum. Ülkemizdeki başta turizm yetkililerinin daha henüz 32 yıllık bir ülke olan Gürcistan’dan bile öğrenecek çok şeyleri olduğu aşikar. Sizler için Batum’da geçirdiğim bir günümü sizinle paylaşmak istedim