Atatürk’ün Ardeşen Oceli Silah Arkadaşı

Rize Belediyesi Eski Başkanı Ethem Şevki Kepenek

RİZE - 21-09-2026 09:42

Ethem Şevki Efendi 1305 (1888) yılında Rize’nin Ardeşen ilçesine bağlı Yeniyol Köyü’nde (Oce) doğdu. İlk mektebe köyündeki okulda başladı. Bu okulu bitirdikten sonra tabur komutanı olan dayısının yanına Erzurum’a gitti. Rüştiye eğitimini burada tamamladı. Dayısının Sultan Abdülhamit Han’ın yaverliğine atanması üzerine dayısıyla birlikte İstanbul’a gitti. Öğrenimine Kuleli Asker Lisesi’nde devam etti. Harp okulunu 1908 yılında bitiren Ethem Şevki Efendi, 31 Mart Vakasında Harekât Ordusu’nda yer almıştır.

İSTİKLAL HARBİ’NDE YER ALDI

TRABLUSGARP’DA ATATÜRK’ÜN SİLAH ARKADAŞI

1911 yılında gizlice Derne’ye (Libya) geçerek Mülazımı Evvel (Üsteğmen) rütbesi ile Mustafa

Kemal Atatürk’ün komutasındaki birliğe katılmıştır. Sarıkamış Harekâtına da katılan Ethem Şevki Efendi, esir düşmüş ve 42 ay boyunca Rusya’da esaret altında kalmıştır. Esaret günleri geride kaldıktan sonra İstanbul’a dönüp İstiklal Harbine katıldı. İstanbul’dan Anadolu’ya

silah kaçırılmasında önemli hizmetlerde bulundu. Daha sonra Ankara’ya geçerek Mustafa Kemal Paşa’nın emri ile birkaç arkadaşıyla o günün Askeri Polis Örgütü’nü kurdu. Ordu içinde çeşitli kademelerde görevlerde bulunduktan sonra görev yaptığı son yer olan İstanbul Askerlik Dairesi Başkanlığı’ndan 1947 yılında emekli olmuştur. 25 Haziran 1953 tarihinde yapılan seçimde Rize Belediye Başkanlığı’na seçilen Ethem Şevki Kepenek, 2 Mayıs1954 tarihinde yapılan seçimlerinde milletvekili aday adayı olabilmek için 2 Mart 1954 tarihinde Belediye Başkanlığı görevinden istifa etti. 29 Mart 1954 tarihinde Rize Şehir Kulübünde Demokrat Parti Aday yoklaması yapıldı. Kepenek parti içi çekişmeye girmeyerek son gün adaylıktan çekildi. Ethem Şevki Kepenek 1981 yılında vefat etmiştir.

ATA İLE HATIRALAR

Atatürk’ün Trablusgarp’tan Silah Arkadaşı Ethem Şevki Kepenek hatıralarını şöyle anlatmıştı: Türk yurdunun çeşitli bölgelerinden ateş karşısındaki silâh arkadaşlarına yardım etmek hevesiyle bir kısım gönüllü genç subaylar türlü yollar ve vasıtalarla oralara sızmaya başlamışlardı. Çok geniş olmasından muharebe cephesi (Trablus) ve (Bingazi) adı ile iki komuta bölgesine ayrılmıştı. Batı’daki Trablus kısmını Ethem Paşa ve yardımcısı Fethi Bey, doğudaki Bingazi kısmını da Yarbay Enver Bey (Enver Paşa) ve Mustafa Kemal Bey komuta etmekteydiler.1910 tarihinde Türkiye’de (Osmanlı Devleti) ilk defa açılan yedek subay okulu eğitim üyeleri arasında görevli olarak ben de (Ethem Şevki) gönüllüler arasına katıldım.

ATATÜRK İLE İLK KARŞILAŞMAM

Derne’de Mustafa Kemal’le 1912 Nisan’ının 25’inde karşılaştık. Fuat Bey (Bulca) ile atlara binerek, o gün, Mustafa Kemal ve Enver Beylerin bulunduğu Batı’daki Garnizona gittik. Bir çadıra girdik. Bu çadır, kendisiyle ilk defa karşılaştığım Mustafa Kemal’in çadırıydı. Çadır hem komutanlık, hem yatak odası, hem istirahat salonundan ibaret bir çöl konutu idi. Çadırda bir portatif yatak, iki tane de portatif sandalye ve gaz sandığından uydurulmuş bir masa vardı.

Çadırın orta direğine asılı beş numaralı gaz lambasını unutamam. Çadırın aralık duran kapısından içeri girer girmez, Fuat Bulca beni Mustafa Kemal Bey’e “İstanbul’dan yeni gelen mülâzımı evvel (teğmen) Ethem Şevki. Bizim badireye katılmak üzere buraya gelmiştir. Görevini sizler tâyin edeceksiniz” diye tanıttı. Oturduk, yirmi dakika kadar, İstanbul ve yolculuk hakkında bazı sorularını karşıladıktan sonra, Mustafa Kemal, “Bingazi Kuvvetleri Komutanı Enver Beyle de tanışmak için onun çadırına gidelim” dedi. Hep birlikte kalkıp Enver Beyin (Yarbay) çadırına gittik.

Bu arada Mustafa Kemal, İstanbul’dan ve hükümetin davranışlarından sorular sorarken en çok, Harbiye Nezaretinin, Bingazi ve havalisindeki mücahitler hakkında ne düşündüklerini, acaba hatırlayıp hatırlamadıklarını, hatırlıyorlarsa ellerinden gelen yardımları yapmakta neler düşündüklerini ve bu yolda aldıkları bir tedbirden bilgim olup olmadığını, bundan başka da benim yolculuk olaylarımı anlatmamı istemişti. Ben de Harbiye Nezaretinin buradaki mücahitlerle çok ilgilendiğini, ne mümkünse yapmak ve her fırsattan istifade ile buralara bazı malzeme göndermek istediklerini bu arada, benimle de bir sandık barut ve kapsül yolladıklarını, bunları Mısır’daki komiteye teslim ettiğimi yolculuğumu ayrıntıları ile naklettim. Atatürk’ün bana soruları sorarken haleti ruhiyesi, İstanbul'daki Osmanlı Hükümeti’nin Bingazi ile hiç ilgilenmediğini düşündüğünü, ayrıntılı açıklamamı duyunca memnun olduğunu yüz hatlarından anladım.

ATATÜRK'Ü TANIYIP SEVMEYEN YOKTU

Tanıdığım Mustafa Kemal Bey, arkadaşlarına karşı, çok müşfik, çalışanı çok sever, işlerinde ciddî, emirlerinde katî, vazifede hiç lakayt tanımaz, kimseye karşı husumet beslemez, affedici karakterde bir zat idi. Hususi sohbetleri, çekici ve manyetize edercesine insanı dinlemeye mecbur edecek nitelikte idi. Tatlı fakat kısa konuşur, karşısındakini şaka da olsa sözlerine inandırır, bir ruhta idi. Tanıdığım Mustafa Kemal, onunla kısa zaman da olsa bir kaç kelime konuşan herhangi bir şahsın, onu sevmemesine imkân yoktu. Kendine has ses tonu ile söylediği sözler insanın kafasında yer eder ve içine işlerdi. Onda gördüğüm yüksek vasıfların, bende yaptığı sınırsız etki iledir ki, Birinci Cihan Harbinde, Sarıkamış muharebesinde sol bacağım kırılarak düşmana esir olduktan ve aradan birkaç sene geçtikten sonra bir gün, Rus gazetelerinde Mustafa Kemal’in sağ kanattaki İkinci Ordu Komutanlığına getirildiği haberini okuyunca ben şahsen bayram yapmıştım. Ve arkadaşlarıma “işte şimdi İkinci Ordu’dan bazı umulmayan hareketler beklenebilir. Çünkü, benim çok iyi tanıdığım Mustafa Kemal Paşa, bu ordunun komutanlığına getirilmiştir” demiştim.

Fatih Sultan KAR / İST.

 

Günün Diğer Haberleri